
kovuşturma nedeniyle çalışma izni iptali
Özel öğretim kurumlarında çalışan bir kişinin çalışma izninin, henüz hakkında verilmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığı hâlde iptal edilmesi, uygulamada sık karşılaşılan bir durumdur. İdare, çoğu zaman güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda ulaşılan bir soruşturma veya dava bilgisini yeterli görmekte, yargılamanın sonucunu beklemeksizin işlem tesis etmektedir.
Bu yazıda, böyle bir işlemin 5580 sayılı Kanun’un 4. maddesi karşısındaki durumunu inceliyoruz. İşlemin genel çerçevesi, yetkili makam ve dava süresi için ana yazımıza bakılabilir.
Kanun kovuşturmadan hangi bağlamda söz etmektedir?
Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrası, aranan şartları iki ayrı cümle parçasıyla kurmuştur. Önce, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesindeki süreler geçmiş olsa bile kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezası almamış olmak aranmıştır. Ardından, affa uğramış olsa bile maddede tek tek sayılan katalog suçlardan ceza almamış olmak veya haklarında bu suçlardan dolayı kovuşturma bulunmaması şartı getirilmiştir.
Metnin yapısı dikkatle izlendiğinde, kovuşturma ölçütünün ikinci cümle parçasına ait olduğu görülür. Hüküm, “haklarında bu suçlardan dolayı kovuşturma bulunmaması” demektedir. İşaret sıfatının gönderme yaptığı suçlar, kendisinden hemen önce sayılan katalog suçlardır. Birinci ölçüt bakımından ise madde açıkça cezaya, yani bir mahkûmiyet hükmüne bağlanmıştır.
Bunun pratik sonucu nedir?
Sonuç şudur: katalogda yer almayan bir suçtan yürütülen kovuşturma, ne kadar ağır bir isnat içerirse içersin, çalışma izninin iptaline tek başına dayanak yapılamaz. Kasten yaralama, tehdit, hakaret, mala zarar verme, uyuşturucu madde kullanma, trafik güvenliğini tehlikeye sokma gibi suçlardan açılan davalar bu kapsamdadır. Bu suçlarda idarenin bekleyeceği şey kovuşturmanın varlığı değil, kasten işlenen bir suçtan bir yıl ve üzeri hapis cezasına ilişkin bir mahkûmiyettir.
Buna karşılık katalog suçlarda kanun koyucu bilinçli bir tercihte bulunmuş ve kovuşturmanın varlığını yeterli saymıştır. Bu tercihin kendisi ayrı bir tartışma konusudur; ancak yürürlükteki metin karşısında, örneğin cinsel dokunulmazlığa karşı bir suçtan açılan kamu davası, sonucu beklenmeksizin iptale dayanak oluşturmaktadır.
Soruşturma ile kovuşturma arasındaki fark neden önemlidir?
Ceza muhakemesi hukukunda soruşturma ve kovuşturma birbirinden kesin biçimde ayrılmış iki evredir. Soruşturma, şüphenin öğrenilmesiyle başlayıp iddianamenin kabulüne kadar süren evreyi; kovuşturma ise iddianamenin kabulünden hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade eder.
Kanun’un 4. maddesi yalnızca kovuşturmadan söz etmektedir. Dolayısıyla henüz iddianame düzenlenmemiş, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilme ihtimali devam eden bir dosya, maddenin kapsamı dışındadır. Uygulamada işlemlerin çoğunun “hakkında soruşturma bulunduğu” ibaresiyle kurulduğu düşünüldüğünde, bu ayrımın dava dilekçesinde açıkça ortaya konulması gerekir. Kanun koyucunun her iki evreyi de kapsamak isteseydi bunu ayrıca yazacağı, benzer hükümlerde bu ikilinin birlikte kullanıldığı da hatırlatılmalıdır.
Masumiyet karinesi bu davalarda nasıl ileri sürülür?
Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağını hükme bağlamıştır. Bu ilke yalnızca ceza yargılamasını değil, kamu makamlarının tutum ve işlemlerini de bağlar. Kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmaksızın, kişinin isnat edilen fiili işlediği varsayımıyla ve bu varsayımdan hareketle mesleğini icra etmesinin engellenmesi, karinenin ihlali anlamına gelir.
Bu itibarla, kesinleşmemiş bir yerel mahkeme kararına dayanılarak tesis edilen iptal işlemlerinde iki ayrı hukuka aykırılık birlikte ileri sürülmelidir. İlki, maddenin cezaya, yani kesinleşmiş bir mahkûmiyete bağladığı sonucun kesinleşmemiş bir hükümden çıkarılmış olmasıdır. İkincisi ise masumiyet karinesinin ihlalidir.
İdarenin daha hafif bir tedbirle yetinme imkânı var mıdır?
Ölçülülük ilkesi, idarenin ulaşmak istediği amaca elverişli, gerekli ve orantılı araçlar kullanmasını gerektirir. Devam eden bir yargılamada, yargılama sonuçlanıncaya kadar uygulanabilecek başka tedbirlerin bulunduğu hâllerde doğrudan iznin iptali yoluna gidilmesi orantılı sayılamaz.
Kanun’un 10. maddesinin son fıkrası, valiliğe teftiş ve denetim sırasında lüzum görülen durumlarda personeli görevden uzaklaştırma ve geçici görevlendirme yapma imkânı tanımaktadır. Kalıcı ve kişinin çalışma hürriyetini bütünüyle ortadan kaldıran bir iptal işlemi yerine, geçici nitelikteki tedbirlerin tercih edilmesi gerektiği yolundaki argüman, özellikle kovuşturması devam eden dosyalarda güçlü bir dayanaktır.
Yargılama devam ederken izin geri alınmışsa ne yapılmalıdır?
İki hukukî yol paralel yürütülmelidir. Bir yandan iptal işlemine karşı, tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılmalı ve yürütmenin durdurulması talep edilmelidir. Öte yandan ceza yargılamasının seyri yakından izlenmeli, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar çıkması hâlinde bu karar derhâl idare mahkemesi dosyasına sunulmalıdır.
Ceza dosyasında lehe bir karar çıkması, idarî işlemin sebep unsurunun ortadan kalktığını gösteren en güçlü delildir. Bununla birlikte iptal davasının bu kararı beklemek üzere kendiliğinden durmayacağı, idarî yargıda bekletici mesele yapılması talebinin ayrıca ileri sürülmesi gerektiği gözden kaçırılmamalıdır.
Özel öğretim kurumlarında çalışma izninin iptali (ana yazı)
Katalog suçlarda çalışma izni iptali
Rehabilitasyon merkezi personelinin çalışma izni iptali
Sıkça sorulan sorular
Hakkımda takipsizlik kararı verildi, izin iptali kaldırılır mı?
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, işlemin dayandığı olgunun bulunmadığını gösterir. Bu karar idareye sunularak işlemin geri alınması talep edilebilir; talebin reddi hâlinde veya dava süresi devam ediyorsa iptal davası yoluna gidilir.
Beraat kararı kesinleşmeden idareye başvurabilir miyim?
Başvurulabilir; ancak idare çoğu zaman kararın kesinleşmesini beklemektedir. Bu nedenle kesinleşme şerhli suretin temin edilmesi, başvurunun sonuç vermesi bakımından önemlidir.
İşten çıkarıldım ve dava kazandım. Geçen süre için tazminat isteyebilir miyim?
İdarî işlemin hukuka aykırılığı sabit olduğunda, bu işlem nedeniyle uğranılan zararların tazmini için tam yargı davası açılması mümkündür. İptal davasıyla birlikte veya iptal kararının tebliğinden sonra ayrı bir dava olarak açılabilir.
Kurum, ceza davam olduğunu öğrenip beni çıkarırsa ne olur?
Çalışma izni hâlâ geçerliyken yapılan fesih, idarî işlemden bağımsız bir iş hukuku sorunudur ve iş mahkemesinde değerlendirilir. Bu durumda idare mahkemesinde dava açılacak bir işlem bulunmadığı gözetilmelidir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukukî danışmanlık niteliği taşımaz. Somut olayın koşullarına göre değerlendirme yapılması gerektiğinden bir avukata başvurulması önerilir.
Av. Feyza Nur Serttaş

Bir yanıt yazın