
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yedek subay veya yedek astsubay adayı sıfatıyla askerlik hizmetini yerine getirmekte olan pek çok yükümlü, eğitim süreci içerisinde veya sonrasında yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde, hakkında elde edilen istihbari nitelikteki bilgiler gerekçe gösterilerek yedek subaylığa veya yedek astsubaylığa engel hâlde bulunduğuna karar verilmek suretiyle er statüsüne düşürülmektedir. Bu işlemler, ilgilinin gerek özlük hakları gerekse askerlik hizmetinin niteliği bakımından ciddi sonuçlar doğurduğundan, idari yargı denetimine tabi tutulmakta ve idare mahkemeleri ile bölge idare mahkemeleri tarafından istikrarlı biçimde belirli hukuki ilkeler çerçevesinde değerlendirilmektedir. İşbu makalede, konuya ilişkin idare mahkemesi ve bölge idare mahkemesi kararları esas alınarak, söz konusu işlemlerin hukuki niteliği, dayanağını oluşturan mevzuat hükümleri ve yargı denetiminin somut olaylara nasıl yansıdığı ele alınacak, ilgili yükümlüler lehine oluşan içtihat çizgisi ortaya konulacaktır.
Yedek Subaylığa veya Yedek Astsubaylığa Engel Hâllerin Yasal Dayanağı: 7179 Sayılı Askeralma Kanunu’nun 33. Maddesi
25/6/2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanunu, 26/6/2019 tarihinde yürürlüğe girmiş olup bu Kanun ile 16/6/1927 tarihli ve 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. Bu itibarla, 7179 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce başlamış bulunan bazı süreçlerde 1076 sayılı Kanun hükümlerinin, bu tarihten sonraki süreçlerde ise 7179 sayılı Kanun hükümlerinin uygulama alanı bulduğu görülmektedir; ancak her iki düzenlemenin de yedek subaylığa veya yedek astsubaylığa engel hâlleri düzenleme biçimi bakımından büyük ölçüde birbirine paralellik arz ettiği ifade edilmelidir.
7179 sayılı Kanun’un “Yedek subay veya yedek astsubay olmaya engel hâller” başlıklı 33. maddesinde şu hükme yer verilmiştir:
“(1) Yedek subay veya yedek astsubay, yedek subay adayı veya yedek astsubay adayı, yedek subay aday adayı veya yedek astsubay aday adayı iken;
a) 1632 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi ile 926 sayılı Kanunun 50 nci maddesinde belirtilen suçlardan mahkûm olanlar,
b) Süresine bakılmaksızın kamu hizmetlerinden yasaklı olanlar ile idari karar sonucu kamu hizmetlerinden çıkarılanlar,
c) Yedek subay veya yedek astsubaylardan askerlik hizmet süresini tamamlamadan çeşitli nedenlerle Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişikleri kesilen veya mahkeme kararı ile ya da haklarında verilen mahkûmiyet kararının sonucu olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarılanlar,
ç) Yedek subay adayı veya yedek astsubay adaylarından Bakanlıkça bu konuda çıkarılan yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde;
1) Disiplinsizlik ve ahlaki durumları nedeniyle yedek subay veya yedek astsubay olması uygun görülmeyenler,
2) Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi şahsiyetine gölge düşüren veya askerliğin şeref ve haysiyetiyle bağdaşmayacak eylemlerde bulunanlar ile tutum ve davranışlarıyla yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü ideolojik görüşü benimsemiş olduğu anlaşılanlar,
3) Yedek subay veya yedek astsubay eğitim ve öğretiminde başarı gösteremeyenler,
d) Subay, astsubay, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş veya er olarak görev yaparken askerlik hizmet süresini tamamlamadan disiplinsizlik veya ahlaki nedenlerle Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişikleri kesilen veya mahkeme kararı ile ya da haklarında verilen mahkûmiyet kararının sonucu olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarılanlar, askerlik hizmetini er statüsünde tamamlar. Bunların askerlik hizmeti erbaş ve erlerin hizmet süresi kadardır.”
Görüldüğü üzere, işlemlerin büyük çoğunluğuna dayanak teşkil eden hüküm, maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinin (2) numaralı alt bendidir. Bu hüküm uyarınca er statüsüne düşürme işlemi tesis edilebilmesi için ilgilinin “Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi şahsiyetine gölge düşüren veya askerliğin şeref ve haysiyetiyle bağdaşmayacak eylemlerde bulunması” ya da “tutum ve davranışlarıyla yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü ideolojik görüşü benimsemiş olduğunun anlaşılması” gerekmektedir. Bu iki ölçütün her ikisi de, idarenin keyfi ve sübjektif değerlendirmesine değil, somut ve denetlenebilir tespitlere dayanmak zorundadır; nitekim aşağıda incelenecek yargı kararlarının ortak paydası da tam olarak bu noktada şekillenmektedir.
Öte yandan, mülga 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu’nun 8. maddesinde de benzer bir düzenleme yer almakta olup anılan maddede, yedek subay adayı olarak askere sevkten evvel veya yedek subay yetiştirilmekte iken belirtilen engel hâli olduğu anlaşılanların askerlik hizmetini durumlarına göre er veya erbaş olarak tamamlayacakları, bu kapsamda “Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi şahsiyetine gölge düşüren veya askerliğin şeref ve haysiyetiyle bağdaşmıyacak eylemlerde bulunanlar ile tutum ve davranışlarıyla yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü ideolojik görüşü benimsemiş olduğu anlaşılanların” okul disiplin kurullarının vereceği subay olamaz kararı üzerine er olacakları hükme bağlanmıştır.
Askeralma Yönetmeliği’nin 19. Maddesi ve İlgili Yönetmelik Hükümleri
22/7/2020 tarihli ve 31193 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Askeralma Yönetmeliği’nin “Yedek subay ve yedek astsubay olmaya engel hâller” başlıklı 19. maddesinde,
“(1) Yedek subay veya yedek astsubay, yedek subay adayı veya yedek astsubay adayı ya da yedek subay aday adayı veya yedek astsubay aday adayı iken Kanunun 33 üncü maddesinde belirtilen engel hâli olduğu anlaşılanların askerlik hizmeti er statüsünde tamamlatılır.
(2) Yedek subay veya yedek astsubay olmaya engel hâli, silahaltına alınmadan önce anlaşılanların statü değişikliği Askeralma Genel Müdürlüğünce, silahaltına alındıktan sonra anlaşılanların statü değişikliği ise ilgili kuvvet komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yapılır.
…
(6) Bu maddede belirtilmeyen diğer hususlar kuvvet komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca ilgili mevzuatlarında düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu yönetmelik hükmüne dayanılarak kuvvet komutanlıklarınca çıkarılan ve Yedek Subay Aday Adaylarından veya Yedek Subay Adaylarından Erbaş ve Er Çıkarılacaklara İlişkin Yönetmelik’in 5. maddesinde ise, yedek subay yetiştirilmekte iken veya yedek subay okuluna sevklerinden önce işlenmiş olsa dahi belirtilen engel hâli belge ile anlaşılanların, okul disiplin kurullarının vereceği subay olamaz kararı ve kuvvet komutanının onayı ile er çıkarılacakları düzenlenmiş; er çıkarılmayı gerektiren engel hâller arasında maddenin üçüncü fıkrasının dördüncü bendinde “tutum ve davranışları ile yasa dışı siyasi, yıkıcı, irticai, bölücü ideolojik görüşleri benimsediği, bu gibi faaliyetlerde bulunduğu veya karıştığı anlaşılmak” hâli sayılmıştır.
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümlerinin ortak paydası, ilgilinin yedek subaylığa veya yedek astsubaylığa engel teşkil eden bir fiili işlediğine dair tespitin belge ile, yani somut ve denetlenebilir kanıtlarla ortaya konulması zorunluluğudur. Uygulamada ise idarenin, çoğu zaman istihbari mahiyette ve teyide muhtaç bilgilere dayanarak işlem tesis ettiği görülmekte olup bu husus, aşağıda değerlendirilen yargı kararlarının temel hareket noktasını oluşturmaktadır.
Yürütmenin Durdurulması Kurumu ve 2577 Sayılı Kanun’un 27. Maddesi
İncelenen uyuşmazlıkların tamamında, davacılar tarafından iptal talebiyle birlikte yürütmenin durdurulması talebinde de bulunulmuştur. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin ikinci fıkrasında, “Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin yedinci fıkrasında ise yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesi nezdinde itiraz yolunun açık olduğu düzenlenmiştir.
İncelenen kararların büyük çoğunluğunda mahkemeler, dava konusu er statüsüne düşürme işleminin açıkça hukuka aykırı olduğu ve uygulanması hâlinde davacı açısından telafisi güç zararlar doğacağı gerekçesiyle, işlemin yürütmesinin teminat aranmaksızın durdurulmasına karar vermiştir. Bir kısım uyuşmazlıkta ise dava esastan sonuçlandırılarak işlemin doğrudan iptaline hükmedilmiştir. Her iki hâlde de mahkemelerin ortak gerekçesi, idarenin dayandığı istihbari bilginin somut, güvenilir ve teyide elverişli nitelikte olmadığı yönündeki tespittir.
Yargı Kararlarında Ortaya Konulan Temel Hukuki İlke: Somut ve Denetlenebilir Delil Zorunluluğu
İncelenen kararlardan biri olan Ankara 18. İdare Mahkemesi kararında bu ilke açık biçimde şu şekilde ifade edilmiştir:
“…ülkenin güvenliğini temin etmekle görevli kurumlarca yedek subay alımı ile ilgili güvenlik araştırması yapılırken ulaşılan bilgi ve kanaatin; somut, güvenilir, teyit edilebilir nitelikte olması; tahmine, tasavvura ve önyargıya dayalı olmaması; aynı yöndeki kanaatin mümkün olduğunca farklı bilgi ve delillerle de desteklenmesi; bu inceleme ve değerlendirmenin hukuken denetlenebilir nitelikte olması gerekliliği hukuk devletinin olmazsa olmazıdır.”
Bu ifade, konuya ilişkin idari yargı içtihadının çekirdeğini oluşturmaktadır. Buna göre idarenin, bir kişinin yedek subaylığa veya yedek astsubaylığa engel teşkil eden bir fiili işlediği yönündeki kanaatini yalnızca istihbari nitelikte, teyide muhtaç ve başkaca hiçbir somut bilgi veya belge ile desteklenmeyen bir değerlendirmeye dayandırması, hukuka uygunluk unsurunu taşımamaktadır. İdarenin takdir yetkisi, sınırsız ve denetimden muaf bir yetki olmayıp bu yetkinin kullanımı, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak yargısal denetime tabidir.
Subay, Astsubay, Uzman Erbaş, Sözleşmeli Erbaş ve Erler İçin TSK Disiplin Cezaları
HAGB Güvenlik Soruşturması: Arşiv Araştırması Olumsuz Gelenler İçin Rehber
Subay, Astsubay, Uzman Erbaş, Sözleşmeli Erbaş ve Erler İçin TSK Disiplin Cezaları
FETÖ İltisakı ve HAGB Kararı Nedeniyle Uzman Çavuş Sözleşmesinin Feshi
İncelenen Somut Olaylar ve Mahkeme Değerlendirmeleri
Yükseköğretim Kurumuna Kayıt Bilgisinin Tek Başına Yeterli Görülmediği Uyuşmazlıklar
İncelenen kararların önemli bir bölümünde, davacıların FETÖ/PDY yapılanmasına müzahir olduğu gerekçesiyle kapatılan bir yükseköğretim kurumunda belirli bir dönemde eğitim gördüğü bilgisi, er statüsüne düşürme işlemine tek başına dayanak yapılmıştır. Ankara 4. İdare Mahkemesi’nce görülen bir uyuşmazlıkta, davacının söz konusu üniversitede eğitim gördüğü bilgisi dışında, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi şahsiyetine gölge düşürmek veya askerliğin şeref ve haysiyetiyle bağdaşmayacak eylemlerde bulunmak, tutum ve davranışlarıyla yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü ideolojik görüşü benimsemiş olmak” fiilini işlediğine ilişkin hiçbir somut bilgi ve belgenin bulunmadığı tespit edilmiş, mahkeme kararında şu değerlendirmeye yer verilmiştir:
“…dosyada yer alan tüm bilgi ve belgeler göz önüne alındığında, davacının ‘2015-2016 yılları arasında Samsun … Üniversitesi’nde eğitim görmesi’ hususunun, ‘Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi şahsiyetine gölge düşürmek veya askerliğin şeref ve haysiyetiyle bağdaşmayacak eylemlerde bulunmak’ fiili kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna varıldığından, Yedek Subay Adayı olan statüsünün, 7179 sayılı Askeralma Kanunu’nun 33. maddesi gereğince er olarak değiştirilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”
Bu karara karşı davalı idarece yapılan itiraz, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi’nce reddedilerek yürütmenin durdurulması kararı kesinleşmiştir.
Aynı doğrultuda, Ankara 11. İdare Mahkemesi’nce incelenen bir başka uyuşmazlıkta da davacı hakkında, kapatılan bir üniversitenin ilgili fakültesinde kayıt bulunduğu ve “eğitimine devam edip etmediği konusunda net bir tespit yapılamadığı” şeklinde istihbari mahiyette bilgi elde edildiği görülmüştür. Mahkeme, davacının kendisi, annesi ve babası hakkında yapılan sorgulamalar neticesinde herhangi bir gözaltı kararı, adli soruşturma veya ceza davası bulunmadığını tespit ettikten sonra, “söz konusu tespitin tek başına davacının ‘Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi şahsiyetine gölge düşürmek veya askerliğin şeref ve haysiyetiyle bağdaşmayacak eylemlerde bulunmak, tutum ve davranışlarıyla yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü ideolojik görüşü benimsemiş olmak’ fiilini işlediğinin kabulü yönünden yeterli delil sayılamayacağı ve davacının silahlı terör örgütüne üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut irtibatı olduğuna ilişkin olarak başkaca hiçbir somut bilgi ve belgenin de bulunmadığı” gerekçesiyle işlemde hukuka uyarlık bulunmadığına hükmetmiştir.
Ankara 8. İdare Mahkemesi’nce görülen ve esastan karara bağlanan bir diğer uyuşmazlıkta ise, davacı hakkında 2016 yılında İstanbul’da PKK/KCK terör örgütü mensuplarıyla iltisaklı olduğuna dair “teyide muhtaç bilgiler elde edildiği” gerekçesiyle işlem tesis edilmiştir. Dikkat çekici biçimde, davalı idarenin bizzat hazırladığı disiplin soruşturma raporunda dahi, “personelden alınan bilgi alma tutanağının incelenmesi neticesinde, personelin PKK/KCK terör örgütü ile irtibat ve iltisaklı olup olmadığına dair yeterli bilgiye ulaşılamamıştır” ifadesine yer verilmiştir. Mahkemece resen yapılan araştırma neticesinde davacı hakkında herhangi bir adli soruşturma, kovuşturma veya kayıt bulunmadığı tespit edilmiş ve dava konusu işlemin iptaline, davacının yoksun kaldığı parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. Bu kararda bir üye tarafından azlık oyu kullanılmış olmakla birlikte, mahkeme heyetinin çoğunluğu davacı lehine karar vermiştir.
Toplumsal Etkinliklere Katılımın Tek Başına Yeterli Görülmediği Uyuşmazlıklar
İncelenen kararlar arasında, davacının geçmişte katıldığı bazı toplumsal etkinliklerin er statüsüne düşürme işlemine gerekçe yapıldığı uyuşmazlıklar da bulunmaktadır. Ankara 18. İdare Mahkemesi’nce görülen bir uyuşmazlıkta, davacının 2018 yılında Afyonkarahisar’da düzenlenen ve MLKP terör örgütü uzantısı olduğu ileri sürülen bir yapının organize ettiği iddia edilen bir piknik etkinliğine katıldığı gerekçe gösterilmiştir. Davacı savunmasında, söz konusu etkinliğin MLKP ile bağlantısını bilmediğini, etkinliğin Afyonkarahisar’daki muhtaç ailelere yardım amacıyla kamuya açık alanda düzenlendiğini, herhangi bir siyasi açıklama veya propaganda yapılmadığını, etkinliği organize eden kişileri tanımadığını ve bu kişilerle sonrasında herhangi bir irtibatının bulunmadığını beyan etmiştir. Mahkeme, davacı hakkında herhangi bir ceza soruşturması veya kovuşturması bulunmadığını, davacının beyanları dışında olumsuz bir durumun tespit edilemediğini vurgulayarak, işlemin hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir.
Benzer şekilde, Ankara 6. İdare Mahkemesi nezdinde açılan bir davada, davacının 2014 yılında Bursa’da düzenlenen 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü etkinlikleri kapsamında sol gruplarca organize edilen mitinge katıldığı gerekçesiyle işlem tesis edilmiştir. İlk derece mahkemesi yürütmenin durdurulması talebini reddetmiş ise de, davacının bu karara karşı yaptığı itiraz üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi, itirazı kabul ederek ilk derece kararını kaldırmış ve işlemin yürütmesinin durdurulmasına kesin olarak karar vermiştir. Anılan kararda, davacının kız arkadaşının yönlendirmesiyle söz konusu yürüyüşe katıldığı, yürüyüş sırasında önceden bildiği bazı derneklerin bulunduğu, sonrasında bu kişi ve gruplarla herhangi bir irtibatının olmadığı hususları dikkate alınarak, “davacının 2014 yılında Bursa’da yapılan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü etkinlikleri kapsamında sol grupların düzenlediği mitinge katılması bilgisi dışında … hiçbir somut belge, bilgi bulunmadığı … görülmekte olup, davacının sol gruplarla 1 Mayıs mitingine katılması hususu ‘Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi şahsiyetine gölge düşürmek veya askerliğin şeref ve haysiyeti ile bağdaşmayacak eylemlerde bulunmak’ fiili kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna varıldığından … işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” değerlendirmesine yer verilmiştir.
Çocukluk ve Ergenlik Dönemine İlişkin Bilgilerin Yeterli Görülmediği Uyuşmazlık
Ankara 23. İdare Mahkemesi’nce esastan karara bağlanan bir uyuşmazlıkta ise, davacı hakkındaki işlem, ortaokul döneminde (2007-2008) ve lise döneminde (2010-2012) FETÖ/PDY yapılanmasıyla bağlantılı olduğu ileri sürülen bir dershaneye gidilmesi, bu dönemde belirli bir gazeteye abonelik bulunması ve yatılı okulda öğrenim görülmesi gibi hususlara dayandırılmıştır. Mahkeme, davacının bylock veya benzeri bir haberleşme programı kullanmadığını, müzahir bankalarda hesap kaydının bulunmadığını, terör örgütü mensuplarınca kullanılan ankesörlü hat ile herhangi bir görüşmesinin tespit edilmediğini, hakkında adli veya idari herhangi bir soruşturma bulunmadığını ve Kamu Personeli Seçme Sınavlarına ilişkin iptal edilen bir sınav ile irtibatının bulunmadığını tespit ederek, davacının samimi beyanlarının da Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi şahsiyetine gölge düşürmek veya askerliğin şeref ve haysiyetiyle bağdaşmayacak bir fiilin sübuta erdiğinin kabulünü gerektirecek bir husus içermediği sonucuna varmıştır. Mahkeme bu değerlendirme sonucunda dava konusu işlemin iptaline karar vermiş; ayrıca Anayasa’nın 125. maddesinde yer alan “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür.” hükmü uyarınca, davacının işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından ödenmesine hükmetmiştir.
Bağımsız Kurumlardan Yapılan Sorgulamaların Belirleyici Rol Oynadığı Uyuşmazlık
Ankara 5. İdare Mahkemesi’nce görülen bir uyuşmazlıkta ise mahkeme, davacı hakkındaki istihbari bilginin doğruluğunu araştırmak amacıyla resen harekete geçerek Cumhuriyet Başsavcılığı, il emniyet müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü ve ilgili şube müdürlüklerine ara kararlarıyla sorular yöneltmiştir. Bu kurumların tamamından, davacı hakkında herhangi bir soruşturma, kovuşturma, adli veya idari işlem, gözaltı veya tutuklama kararı bulunmadığı, PKK/KCK veya FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında herhangi bir kayda rastlanmadığı yönünde cevap alınmıştır. Bu bulgular ışığında mahkeme, “davacının tutum ve davranışları ile yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü ideolojik görüşü benimsediğinden hareketle askerlik hizmetini er statüsünde tamamlamasına ilişkin olarak eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak tesis olunan dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı” sonucuna ulaşmıştır.
İncelenen Kararlardan Çıkan Ortak Hukuki Sonuçlar
Yukarıda özetlenen kararların bütününden hareketle, güvenlik soruşturması sonucu tesis edilen er statüsüne düşürme işlemlerine karşı açılan davalarda idari yargının benimsediği ortak yaklaşım şu şekilde özetlenebilir:
Birincisi, idarenin dayandığı istihbari bilginin niteliği belirleyicidir. Bir üniversiteye kayıt yaptırılmış olması, geçmişte belirli bir dershaneye devam edilmesi, belirli bir gazeteye abone olunması veya kamuya açık bir toplumsal etkinliğe katılınmış olması gibi hususlar, tek başına ve başkaca somut delille desteklenmediği sürece, ilgilinin Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi şahsiyetine gölge düşürecek veya askerliğin şeref ve haysiyetiyle bağdaşmayacak bir eylemde bulunduğunun ya da yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü ideolojik bir görüşü benimsediğinin kanıtı olarak kabul edilmemektedir.
İkincisi, ispat külfeti idareye aittir. İdare, ilgilinin engel hâli kapsamına giren bir fiili işlediğini, somut, güvenilir ve teyide elverişli delillerle ortaya koymak zorundadır; aksi hâlde tesis edilen işlem, sübjektif değerlendirmeye ve varsayıma dayanmış olacağından hukuka aykırı hâle gelmektedir.
Üçüncüsü, mahkemeler bu tür uyuşmazlıklarda resen araştırma ilkesi gereğince, ilgili Cumhuriyet Başsavcılıkları ve emniyet birimlerine ara kararlarıyla sorular yönelterek davacı hakkında herhangi bir adli veya idari kayıt bulunup bulunmadığını bizzat araştırmakta; bu araştırma sonucunda olumsuz bir kayda rastlanmaması, davacı lehine değerlendirilen önemli bir husus olmaktadır.
Dördüncüsü, hukuka aykırılığı tespit edilen işlemin uygulanması hâlinde davacı açısından telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağı kabul edilmekte olup bu durum, 2577 sayılı Kanun’un 27. maddesi uyarınca yürütmenin durdurulması kararı verilmesini gerektirmektedir; zira ilgili, belirli bir süre boyunca yedek subay veya yedek astsubay yerine er statüsünde askerlik hizmetine devam etmek zorunda kalmakta, bu durum sonradan giderilmesi güç, hatta bazı hâllerde imkânsız bir hak kaybına yol açmaktadır.
Beşincisi, işlemin esastan iptaline karar verilen uyuşmazlıklarda, Anayasa’nın 125. maddesinde düzenlenen idarenin kusursuz sorumluluğu ilkesi uyarınca, ilgilinin işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal hakları, işlem veya dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden tahsil edilmektedir.
Hukuki Mütalaa
Yukarıda incelenen mevzuat hükümleri ve yargı kararları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde elde edilen istihbari bilginin, tek başına ve herhangi bir somut delille desteklenmeksizin, bir yükümlünün yedek subaylık veya yedek astsubaylık statüsünün sona erdirilerek er statüsüne düşürülmesine gerekçe teşkil edemeyeceği açıktır. 7179 sayılı Askeralma Kanunu’nun 33. maddesinin (ç) bendinin (2) numaralı alt bendinde aranan “Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi şahsiyetine gölge düşürme” veya “askerliğin şeref ve haysiyetiyle bağdaşmayacak eylemde bulunma” ile “yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü ideolojik görüşü benimsemiş olma” hâllerinin varlığı, ancak somut, güvenilir, teyide elverişli ve hukuken denetlenebilir nitelikte delillerle ortaya konulabilir. Bu husus, hukuk devleti ilkesinin ve idarenin takdir yetkisinin sınırlarını belirleyen temel bir güvencedir.
Bu çerçevede, hakkında yalnızca kapatılan bir eğitim kurumunda kayıtlı olunduğuna, geçmişte belirli bir dershaneye veya yayın organına ilişkin bir bağlantıya yahut kamuya açık bir toplumsal etkinliğe katılıma dayanan ve başkaca hiçbir somut adli veya idari kayıtla desteklenmeyen bir işlemle karşılaşan yükümlülerin, işlemin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle idari yargı yoluna başvurmaları hukuken mümkün ve isabetli bir hak arama yoludur. Nitekim yukarıda incelenen kararların tamamına yakınında, mahkemeler benzer nitelikteki istihbari bilgilere dayalı işlemleri hukuka aykırı bularak iptal etmiş veya yürütmesini durdurmuştur. Bu durum, ilgili yükümlüler bakımından mevcut içtihadın istikrarlı biçimde lehe geliştiğini ve idarenin salt şüpheye veya teyide muhtaç istihbari değerlendirmeye dayalı işlemlerinin yargısal denetimde ayakta kalamadığını göstermektedir.
Sonuç olarak, benzer bir işlemle karşı karşıya kalan yedek subay veya yedek astsubay adaylarının, işlemin dayanağını oluşturan somut bilgi ve belgelerin idareden talep edilmesi, işlemin hukuka aykırılığının ve uygulanması hâlinde doğacak telafisi güç zararın ortaya konulması suretiyle idari yargıda süresi içerisinde iptal davası açmaları ve yürütmenin durdurulmasını talep etmeleri, hem askerlik hizmetinin hukuka uygun statüde tamamlanmasını sağlamak hem de yoksun kalınan özlük ve parasal hakların yasal faiziyle birlikte tazminini temin etmek bakımından önem arz etmektedir.
Sonuç
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda yedek subay veya yedek astsubay adaylığının sona erdirilerek er statüsüne düşürülmesi işlemleri, 7179 sayılı Askeralma Kanunu’nun 33. maddesi, Askeralma Yönetmeliği’nin 19. maddesi ve ilgili yönetmelik hükümleri çerçevesinde, ancak somut ve denetlenebilir delillerle desteklenmesi hâlinde hukuka uygun kabul edilebilir. İncelenen idare mahkemesi ve bölge idare mahkemesi kararları, istihbari nitelikte ve teyide muhtaç bilgilere dayanan işlemlerin idari yargı denetiminde hukuka aykırı bulunarak iptal edildiğini ve yürütmesinin durdurulduğunu ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, benzer bir işlemle karşılaşan yükümlülerin, süresi içerisinde ve usulüne uygun biçimde idari yargı yoluna başvurmaları, haklarının korunması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Sıkça Sorulan Sorular
7179 sayılı Askeralma Kanunu’nun 33. maddesinde sayılan engel hâllerin, ilgili yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde okul disiplin kurulunca tespit edilmesi ve kuvvet komutanının onayı hâlinde, ilgilinin askerlik hizmeti er statüsünde tamamlatılır.
İncelenen yargı kararları uyarınca, somut, güvenilir ve teyide elverişli delillerle desteklenmeyen istihbari bilgi, tek başına yeterli hukuki dayanak teşkil etmemektedir.
İşlem, ilgili idare mahkemesinde iptal davasına konu edilebilir; işlemin hukuka açıkça aykırı olması ve uygulanması hâlinde telafisi güç zarar doğması şartlarının birlikte gerçekleşmesi hâlinde, 2577 sayılı Kanun’un 27. maddesi uyarınca yürütmenin durdurulması da talep edilebilir.
İptal kararı üzerine, ilgilinin işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal hakları, Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca dava veya işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden tahsil edilir.



Bir yanıt yazın