KESİNLEŞMEMİŞ CEZA YARGILAMASINA DAYALI DİSİPLİN CEZASININ HUKUKA AYKIRILIĞIü

Memuriyetten Çıkarma Cezasına İtiraz Hukuki Değerlendirme

Devlet memurluğundan çıkarma cezası; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin (E) fıkrasında sınırlı sayıda düzenlenen ve memurun kamu hizmetiyle bağını kalıcı olarak kesen en ağır disiplin yaptırımıdır. Bu ağırlığı nedeniyle söz konusu cezanın hukuka uygun biçimde tesis edilmesi, hem maddi hem de usul hukuku bakımından titizlikle denetlenmesi gereken bir zorunluluktur.

Devlet memurluğundan çıkarma cezası; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin (E) fıkrasında sınırlı sayıda düzenlenen ve memurun kamu hizmetiyle bağını kalıcı olarak kesen en ağır disiplin yaptırımıdır. Bu ağırlığı nedeniyle söz konusu cezanın hukuka uygun biçimde tesis edilmesi, hem maddi hem de usul hukuku bakımından titizlikle denetlenmesi gereken bir zorunluluktur.

Bu dava türlerinde sıklıkla karşılaşılan sorunlardan biri, henüz kesinleşmemiş ceza yargılaması sürecinin disiplin işlemine esas alınmasıdır. Masumiyet karinesi; yalnızca ceza hukukuna özgü bir güvence olmayıp idari işlemler açısından da geçerliliğini sürdürmektedir. Anayasa’nın 38. maddesinin 4. fıkrası, suçluluğu mahkeme kararıyla saptanmayan hiç kimsenin suçlu sayılamayacağını buyurmaktadır. Kesinleşmemiş kovuşturmaya ya da salt tanık beyanına dayalı olarak verilen disiplin cezası bu ilkeyi açıkça çiğnemektedir.

Danıştay’ın köklü içtihadı, disiplin amirlerini en ağır cezayı uygulamadan önce ilgilinin geçmiş hizmetlerini ve sicil durumunu değerlendirerek bir alt cezanın neden tercih edilemeyeceğini somut gerekçeleriyle ortaya koymakla yükümlü kılmaktadır (Danıştay 5. Dairesi, E:1991/1399, K:1991/1677). Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi; kendi başına bağımsız bir iptal nedeni oluşturmakta ve yargı denetimine açık bir usul hatası sayılmaktadır. Özellikle onlarca yıl boyunca disiplin sicili temiz kalmış, ödül ve takdir alan personele yönelik işlemlerde bu değerlendirmenin eksikliği çok daha ağır bir hukuki sonuç doğurmaktadır.

Savunma hakkı bakımından ise isnadın somutlaştırılmaması —yani hangi yer ve zamanda, kime karşı, nasıl gerçekleştirildiğinin bildirilmemesi— müdafaayı fiilen imkânsız kılmaktadır. AİHM’nin 6. maddesi; sanığa yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninin anladığı bir dilde ve ayrıntılı biçimde bildirilmesini, savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olmasını güvence altına almaktadır. Bu standart, disiplin hukuku uygulamalarında da gözetilmek zorundadır.

Yürütmenin durdurulması kararı bu davalarda özel bir önem taşımaktadır. Zira memuriyetten çıkarma cezasının uygulanmaya başlamasıyla birlikte kişi maaş ve sosyal güvenceden mahrum kalmakta; mesleğini icra edemez hale gelmektedir. Bu durumun telafi edilmesi güç ve kimi zaman imkânsız olduğu düşünüldüğünde, İYUK m. 27 kapsamında yürütmenin durdurulması kararı hayati bir güvence işlevi görmektedir.

BAŞLICA HUKUKİ DAYANAKLAR657 sayılı DMK md. 125/(E) · T.C. Anayasası md. 36, 38/4 · AİHS md. 6 · 2577 sayılı İYUK md. 27 · Danıştay 5. Dairesi E:1991/1399, K:1991/1677


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir