
Bir hukuk kuralının ne anlama geldiğini en iyi, o kuralın uygulandığı somut olaylar gösterir. Bu yazıda, sağlık kurulu raporu nedeniyle polis okulundan, POMEM’den veya jandarma temin sürecinden elenen adayların açtığı davalarda verilmiş ve emsal niteliği taşıyan yedi Danıştay kararını tek tek ele alıyoruz. Her kararda önce olayı, sonra mahkemelerin ve Danıştay’ın vardığı sonucu, son olarak da bu sonucun benzer durumdaki adaylar için ne ifade ettiğini açıklıyoruz. Konunun genel hukuki çerçevesi, itiraz süreleri ve dava usulü için polis ve jandarma adaylarının sağlık nedeniyle elenmesine ilişkin rehber yazımıza bakılabilir.
PMYO öğrencisi “ruhsal rahatsızlık” gerekçesiyle elenebilir mi? Danıştay 8. Daire, E. 2020/7249, K. 2022/7387
Olay
Davacı, Kastamonu Polis Meslek Yüksekokulunda öğrencidir. Hakkında Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’nin Ek-3-11-A maddesinde yer alan şartları taşımadığı gerekçesiyle “Polis Meslek Yüksekokulu Öğrencisi Olamaz” kararı verilmiş ve bu karara dayanılarak 04.12.2018 tarihli işlemle öğrencilikle ilişiği kesilmiştir. Ek-3’ün 11. bendi ruh sağlığına ilişkin olduğundan, ilişik kesmenin dayanağı bir psikiyatrik değerlendirmedir.
Mahkemenin yaptığı inceleme
İdare mahkemesi, davacının yönetmelikteki sağlık şartlarını taşıyıp taşımadığının teknik bilgi gerektirdiğini kabul etmiş ve davacıyı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk etmiştir. Hastaneden istenen, yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılacak muayene ve tetkikler sonucunda davacının PMYO öğrencisi olup olamayacağının belirlenmesidir. Hakem hastanenin sağlık kurulu, alınan öykü, incelenen evrak ve yapılan muayene sonucunda davacının herhangi bir ruhsal rahatsızlığının bulunmadığı, Ek-3-11-A maddesinin sağlık şartlarını taşıdığı ve öğrenci olabileceği kanaatine varmıştır.
Sonuç
Mahkeme, hakem hastane raporuna göre öğrenciliğe engel bir durumu bulunmayan davacının ilişiğinin kesilmesini hukuka aykırı bularak işlemi iptal etmiştir. Bölge idare mahkemesi idarenin istinaf başvurusunu reddetmiş, Danıştay da temyiz istemini reddederek kararı oybirliğiyle onamıştır.
Bu karar, psikiyatri kaynaklı elenmelerde bile idarenin tespitinin son söz olmadığını gösterir. Ruh sağlığı değerlendirmesi kişiye ve muayene anına sıkı biçimde bağlı olduğundan, bağımsız bir üniversite hastanesinin yapacağı inceleme ilk raporu kolayca çürütebilir. Bu tür davalarda hakem hastaneye sorulacak sorunun, “davacı Ek-3-11-A maddesindeki şartları taşımakta mıdır” şeklinde doğrudan yönetmelik maddesine bağlanması gerekir.
Elendikten sonra tedavi olan POMEM adayı ne olur? Danıştay 8. Daire, E. 2020/3221, K. 2022/4217
Olay
Davacının Elmadağ Şehit Mustafa Büyükpoyraz Polis Meslek Eğitim Merkezine geçici kaydı yapılmıştır. Aldırılan sağlık kurulu raporunda “miyop” teşhisi konulmuş, Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı sağlık komisyonu da Ek-3-7-A maddesine uymadığı gerekçesiyle “POMEM öğrencisi olamaz” kararı vermiştir. Bunun üzerine 21.12.2018 tarihli onayla davacının dosyası işlemden kaldırılmış ve ilişiği kesilmiştir. Davacı, ilişik kesme kararından sonra gözünden tedavi olmuş ve görmesinde artık bir sorun bulunmadığını ileri sürerek 24.12.2018 tarihinde dava açmıştır.
Mahkemenin yaptığı inceleme
İdare mahkemesi 07.02.2019 tarihli ara kararıyla davacıyı hakem hastane olarak belirlediği Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk etmiştir. Hastane, davacının POMEM öğrencisi olabileceğini bildirmiştir. Mahkeme, davacının Ek-3-7-A bölümündeki sağlık şartlarını taşıdığının bu raporla ortaya konulduğunu belirterek işlemi iptal etmiştir. İdare temyizde, raporda miyopi tanısı bulunduğunu ve işlemin mevzuata uygun olduğunu savunmuştur.
Sonuç ve karşı oy
Danıştay çoğunluğu iptal kararını onaylayan bölge idare mahkemesi kararını onamıştır. Ancak kararda iki üyenin katıldığı bir karşı oy bulunmaktadır. Karşı oya göre polislik, silah kullanmayı da içeren ağır şartlı bir hizmet olduğundan adayın başvuru döneminde sağlık şartlarını taşıması gerekir. Davacı başvuru döneminde bu şartları taşımamaktadır ve sonradan tedavi olması, işlem tarihi itibarıyla hukuka uygun olan işlemi hukuka aykırı hâle getirmez. Karşı oy, davacının şartları taşıması hâlinde ilişik kesme tarihinden itibaren bir yıl içinde sağlık durumunun düzeldiğini gösteren raporla başvurabileceğini veya sonraki sınavlara girebileceğini de hatırlatmaktadır.
Bu karar, polis adaylığı davalarının belki de en önemli tartışmasını yansıtır: İşlemin hukuka uygunluğu işlem tarihindeki sağlık durumuna mı, yoksa yargılama sırasındaki hakem muayenesine mi göre denetlenecek? Çoğunluk ikinci yolu izlemiştir. Ancak Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’nin 10. maddesinin dördüncü fıkrası, tedavi ile düzelebilen patolojilerin adaylıktan önce düzeltilmesini açıkça aradığından, karşı oydaki görüşün güçlü bir dayanağı vardır. Aynı karşı oy gerekçesinin Dairenin E. 2020/2204, K. 2021/49; E. 2020/1791, K. 2022/3540 ve E. 2021/4277, K. 2022/8440 sayılı kararlarında da tekrarlandığını görüyoruz. Tedavi sonrası açılan davalarda sonucun heyet yapısına göre değişebileceği bu nedenle akılda tutulmalıdır.
İki hastane aleyhe rapor verdiyse dava kaybedilmiş midir? Danıştay 12. Daire, E. 2022/3065, K. 2023/6864
Olay
Davacı, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığında uzman erbaş olarak görev yapmaktadır. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi 08.11.2018 tarihli raporuyla “kardiyak arrest” tanısı koyarak “Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapamaz” kararı vermiştir. Davacının itirazı üzerine sevk edildiği Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi de 14.02.2019 tarihli raporuyla aynı yönde karar vermiştir. Bu iki rapora dayanılarak 15.03.2019 tarihinde davacının sözleşmesi feshedilmiştir.
Mahkemenin yaptığı inceleme
İdare mahkemesi 09.10.2020 tarihli ara kararıyla davacıyı Ankara Şehir Hastanesine sevk etmiş ve Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği kapsamında görev yapmasına engel bir hâlinin bulunup bulunmadığının tespitini istemiştir. Ankara Şehir Hastanesi 11.11.2020 tarihli raporunda davacının “kardiyak açıdan sağlam” olduğunu belirterek “TSK’da görev yapar” kararı vermiştir. Mahkeme hakem hastane raporunu hükme esas alınacak nitelikte bularak işlemi iptal etmiştir.
Sonuç
İdare temyizde, sağlık nedeniyle sözleşmenin feshinde takdir yetkisinin bulunmadığını ve sağlık kuruluşlarının raporlarına uyulmasının zorunlu olduğunu savunmuştur. Danıştay bu savunmayı kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görmemiş ve iptal kararını onaylayan bölge idare mahkemesi kararını oybirliğiyle onamıştır.
Olay aday değil görevdeki bir uzman erbaşa ilişkindir; ancak çıkan ilke adaylar bakımından da aynen geçerlidir. İdari itiraz sürecinde iki ayrı hastanenin aynı yönde rapor vermiş olması, mahkemenin yargısal denetimini sınırlamaz. Mahkeme kendi belirlediği hakem hastanenin raporunu esas alabilir ve bu rapor idari aşamadaki raporların önüne geçer. İdarenin “raporla bağlıyım, takdir yetkim yok” savunması, işlemin dayanağı olan raporun yanlış olduğunu gösteren yargısal tespit karşısında sonuç doğurmaz.
Hakem hastane de aleyhe rapor verirse ne olur? Danıştay 12. Daire, E. 2021/3902, K. 2024/3243
Olay
Davacı İzmir’de bir jandarma komando birliğinde uzman erbaş olarak görev yapmaktadır. Daha önce hakkında “askerliğe elverişli değildir” kararlı bir sağlık kurulu raporu bulunduğu anlaşılınca, başvuru sırasında bulunması gereken nitelikleri taşımadığı gerekçesiyle görevle ilişiği kesilmiştir. Davacı, bu rapordan üç yıl sonra Konya Numune Hastanesinden uzman erbaşlığa uygun olduğuna dair bir rapor aldığını ve sağlık şartlarını taşıdığını ileri sürmüştür.
Mahkemenin yaptığı inceleme
İdare mahkemesi, davacının elindeki lehe rapora rağmen ara kararıyla Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesini hakem hastane olarak belirlemiş ve davacının Sağlık Yeteneği Yönetmeliğindeki şartları taşıyıp taşımadığını sormuştur. Hakem hastane davacı hakkında “uzman erbaş olamaz” yönünde tespitte bulunmuş ve mahkeme davayı reddetmiştir.
Sonuç
Davacı temyizde, hakem hastane raporunun mahkeme kararında istenen maddelere uygun hazırlanmadığını ve doktorların kendisine sözlü olarak bir engel bulunmadığını söylediğini ileri sürmüştür. Danıştay bu iddiaları yerinde görmemiş ve ret kararını onaylayan bölge idare mahkemesi kararını oybirliğiyle onamıştır.
Bir önceki kararın tersi bu karardır ve ikisi birlikte okunduğunda kural netleşir: Davayı hakem hastane raporu kazandırır, hakem hastane raporu kaybettirir. Adayın davadan önce aldığı lehe bir rapor, mahkemenin belirlediği hakem hastanenin aksi yöndeki raporu karşısında belirleyici olmaz. Hakem raporuna yöneltilecek itirazların da somut ve belgeye dayalı olması gerekir. Raporun mahkemenin sorduğu soruyu cevaplamadığı iddia ediliyorsa bu, raporun metni üzerinden gösterilmeli; doktorların sözlü beyanlarına dayanan itirazlar ise sonuç doğurmaz.
Muharip sınıf için “olamaz”, yardımcı sınıf için “olur” raporu yeterli mi? Danıştay 2. Daire, E. 2023/3439, K. 2024/4803
Olay
Davacı, dış kaynaktan muvazzaf subay adayı olarak Kara Harp Okulu İzmir Maltepe Yerleşkesinde Subay Temel Askerlik ve Subaylık Anlayışı Kazandırma (SUTASAK) eğitimi görmektedir. Önce güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığı gerekçesiyle eğitimden çıkarılmış, bu işleme karşı açtığı davada yürütmenin durdurulması kararı verilince 22.02.2021 tarihinde yeniden eğitime alınmıştır. Bu kez sağlık şartını sağlamadığı gerekçesiyle ikinci defa eğitimden çıkarılmış ve bu işleme karşı dava açmıştır.
Mahkemelerin farklı yaklaşımı
Mahkemenin sevk ettiği Ankara Şehir Hastanesi, miyopi ve astigmatizma tanısıyla davacının EK-D (1) değerlendirme sütununa göre muvazzaf subay olamayacağını, EK-D (2) sütununa göre ise olabileceğini bildirmiştir. İdare mahkemesi, davacının durumuna uygun sınıf veya branşlarda öğrenimine devam ettirilmesi gerektiğini düşünerek işlemi iptal etmiştir. Bölge idare mahkemesi ise farklı düşünmüştür: Davacı muharip bir sınıf olan piyade sınıfı için temin edilmiştir; muharip sınıflar için öngörülen (1) numaralı sütuna göre “muvazzaf subay olur” raporu bulunmamaktadır ve hakem hastane de bu sütun bakımından “olamaz” demiştir. Bölge idare mahkemesi bu gerekçeyle ilk derece kararını kaldırarak davayı reddetmiştir.
Sonuç
Davacı temyizde, yardımcı sınıfta subay olarak istihdam edilebileceğini, statüden çıkarılmasının kamu zararına yol açacağını ve güvenlik soruşturması hukuka uygun yapılmış olsaydı bugün meslekten atılamayacağını ileri sürmüştür. Danıştay bu iddiaları yerinde görmemiş ve ret kararını oybirliğiyle onamıştır.
Bu karar, jandarma ve askerî temin süreçlerinde sağlık uyuşmazlığının “sağlam mı, değil mi” sorusundan ibaret olmadığını gösterir. Adayın hangi sınıf için temin edildiği ve bu sınıfa uygulanan değerlendirme sütunu, uyuşmazlığın asıl konusudur. Hakem hastaneye soru yöneltilirken adayın temin edildiği sınıfın ve ilgili EK-D sütununun açıkça belirtilmesi gerekir. Aksi hâlde lehe görünen bir rapor da davayı kurtarmayabilir.
Geçmişteki psikiyatri kaydı uzman erbaşlığa engel mi? Danıştay 12. Daire, E. 2019/7142, K. 2025/2122
Olay
Davacı, Jandarma Genel Komutanlığının sözleşmeli uzman erbaş alımında yazılı, sözlü ve spor sınavlarını başarıyla geçmiştir. Mesleğe kabul için Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesinde yapılan muayenede psikiyatri uzmanı “geçirilmiş anksiyete bozukluğu” tespit etmiş ve hastane “Uzman Erbaş Olmaz” kararı vermiştir. Davacının aynı gün yaptığı itiraz üzerine Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi de aynı yönde karar vermiştir. Davacı, uzak geçmişte yalnızca bir kez uyku sorunu nedeniyle doktora gittiğini ve reçete edilen ilacı çok kısa süre kullandığını ileri sürerek hem ret işleminin, hem iki raporun, hem de Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin EK-C listesindeki 16/A-1 fıkrasının iptalini istemiştir. Yönetmelik hükmü de dava konusu edildiğinden dava doğrudan Danıştay’da ilk derece olarak görülmüştür.
Süre itirazı
İdare, ilk raporun kısa mesajla bildirildiğini ve dava süresinin geçtiğini savunmuştur. Danıştay ara kararıyla itiraz üzerine düzenlenen ikinci raporun gerçekten var olup olmadığını hastaneden sormuş, raporun düzenlendiği teyit edilince 03.09.2019 tarihli raporun davacıya elden verildiği 22.10.2019 tarihinden itibaren süresi içinde, 14.11.2019 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığına karar vermiştir.
Raporların iptali istemi
Danıştay, sağlık kurulu raporlarının davacının atanmasının kabulü veya reddine ilişkin asıl işlemin hazırlık işlemi olduğunu, kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem niteliği taşımadığını ve tek başına dava konusu edilemeyeceğini belirterek, raporların iptali istemini İYUK’un 15/1-b maddesi uyarınca incelenmeksizin reddetmiştir.
Yönetmelik hükmü ve bireysel işlem
Uyuşmazlığa konu 16/A-1 fıkrası, işlem tarihindeki hâliyle anksiyete, depresif, obsesif spektrum ve travmaya bağlı bozukluklar gibi geçirilmiş nevrotik bozuklukları kapsamaktadır. Danıştay, askerlik mesleğinin özelliği gereği uzman erbaşta aranacak sağlık yeteneğinin diğer statülerden farklı olmasının hizmetin gereği olduğunu ve hastalıklar listesinin personelin sınıfı, rütbesi ve hizmetin niteliği dikkate alınarak oluşturulduğunu belirterek düzenlemeyi hukuka uygun bulmuştur. Sağlık şartlarını taşımadığı iki ayrı sağlık kuruluşunca tespit edilen davacının başvurusunun reddini de hukuka uygun saymıştır.
Kararın kendisi davacı aleyhinedir; ancak gerekçesinde aktarılan bir mevzuat değişikliği, benzer durumdaki adaylar için yeni bir kapı açmaktadır. 10.10.2024 tarihli ve 32688 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklikle 16/A-1 fıkrasının sonuna bir açıklama eklenmiştir. Buna göre geçmiş psikiyatrik tanı reaktif ve tekrarlamayan bir durumu gösteriyorsa, üç aydan kısa süreli tedavi alınmışsa ve tıbbi kayıtlarda hastane yatışı, psikotik belirti, intihar girişimi, madde kullanımı veya kendine zarar verici davranış gibi unsurlar yoksa; dış kaynaktan alınanlarda son üç yıla ait psikiyatrik tanı veya tedavi kaydı bulunmuyorsa ya da hâlen yapılan muayene ve psikometrik incelemede psikopatolojik bir unsur saptanmıyorsa, aday psikiyatri uzmanınca “sağlam” kabul edilir. Dolayısıyla bu değişiklikten sonra tesis edilen işlemlerde, geçmişteki kısa süreli bir psikiyatri başvurusunun tek başına engel sayılması artık açıklamadaki kriterlerin araştırılmasını gerektirmektedir. Ayrıca kararın usule ilişkin kısmı, dava dilekçesinde dava konusu işlem olarak raporun değil, başvurunun reddine ilişkin işlemin gösterilmesi gerektiğini bir kez daha teyit etmektedir.
Dava raporu veren hastanenin şehrinde mi açılır? Danıştay 2. Daire, E. 2025/1304, K. 2025/1210
Olay
Davacı, 2024 yılı Jandarma Genel Komutanlığı dış kaynaktan astsubay temini kapsamında sağlık kontrolüne alınmıştır. Adana Şehir Hastanesinin düzenlediği raporda Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 66/1-1 maddesindeki şartları taşımadığı belirtilmiş, bu rapora dayanılarak adaylığı sonlandırılmıştır. Davacı, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığına karşı Ankara’da dava açmıştır.
Yetki uyuşmazlığı
Ankara 27. İdare Mahkemesi, dava konusu edilen sağlık raporunu düzenleyen hastanenin Adana’da bulunduğunu belirterek Adana idare mahkemesini yetkili saymıştır. Dosyanın gönderildiği Adana 3. İdare Mahkemesi ise dava konusu işlemin adaylığın sonlandırılması olduğunu ve bu işlemi tesis eden idarenin Ankara’da bulunduğunu belirterek Ankara’yı yetkili görmüştür. Ortaya çıkan olumsuz yetki uyuşmazlığı Danıştay tarafından çözülmüştür.
Sonuç
Danıştay, İYUK’un 32. maddesi uyarınca özel bir yetki kuralı bulunmadığı hâllerde yetkili mahkemenin dava konusu işlemi yapan idari merciin bulunduğu yer idare mahkemesi olduğunu hatırlatmıştır. Dava konusu işlem adaylığın sonlandırılması olduğundan, bu işlemi tesis eden idarenin bulunduğu Ankara İdare Mahkemesi yetkilidir. Dosya Ankara 27. İdare Mahkemesine gönderilmiştir.
Bu karar, bir önceki kararla aynı ilkeye dayanır ve onu yetki bakımından tamamlar. Dava rapora değil nihai işleme karşı açıldığından, yetki de raporu düzenleyen hastaneye göre değil, işlemi yapan idareye göre belirlenir. Jandarma Genel Komutanlığı, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü veya Polis Akademisi Başkanlığı tarafından tesis edilen işlemlerde bu, kural olarak Ankara idare mahkemeleri demektir. Yanlış yerde açılan davanın reddedilmeyip yetkili mahkemeye gönderildiği doğrudur; ancak bu olayda olduğu gibi iki mahkeme arasında gidip gelen dosya, adayın aylarını kaybettirir.
Emsal kararlar birlikte okunduğunda hangi ilkeler ortaya çıkıyor?
Kararları tek tek inceledikten sonra bunları bir arada değerlendirmek, adayın davadan önce ve dava sırasında neye dikkat etmesi gerektiğini açıkça gösterir.
| İlke | Dayandığı karar |
|---|---|
| Davanın sonucunu kural olarak mahkemenin belirlediği hakem hastanenin raporu belirler. | 8. D. 2020/7249 E.; 12. D. 2022/3065 E.; 12. D. 2021/3902 E. |
| İdari aşamadaki birden fazla aleyhe rapor, lehe hakem raporu karşısında belirleyici değildir. | 12. D. 2022/3065 E. |
| Davadan önce alınmış lehe bir rapor, aleyhe hakem raporu karşısında belirleyici değildir. | 12. D. 2021/3902 E. |
| Tedavi sonrası lehe hakem raporuyla iptal kararı verilebilir; ancak bu konuda Danıştay içinde güçlü bir karşı görüş vardır. | 8. D. 2020/3221 E. |
| Jandarma ve askerî temin süreçlerinde adayın temin edildiği sınıfın değerlendirme sütunu esas alınır. | 2. D. 2023/3439 E. |
| Sağlık raporu hazırlık işlemidir; dava nihai işleme karşı açılmalıdır. | 12. D. 2019/7142 E. |
| Yetkili mahkeme, işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yer idare mahkemesidir. | 2. D. 2025/1304 E. |
Bu tabloya bir gözlem eklemek gerekir. Kararların hiçbirinde Danıştay, hastalık listelerini düzenleyen yönetmelik hükümlerini hukuka aykırı bulmamıştır. Başarılı davalar, kuralın kendisine değil, kuralın adaya uygulanış biçimine, yani tanının doğruluğuna, dilimin ve sütunun isabetine yöneltilen davalardır. Adayın davadaki asıl gücü, iyi sorulmuş bir hakem hastane sorusu ve bu soruya verilecek cevabı etkileyebilecek eksiksiz bir tıbbi geçmiş dosyasıdır.
Sağlık raporu nedeniyle adaylığınız sonlandırıldıysa ve dosyanızın bu kararlardan hangisine benzediğini değerlendirmek istiyorsanız iletişim sayfası üzerinden bize ulaşabilirsiniz.



Bir yanıt yazın