
İş Kazası Geçiren Memurun Tazminat Davası: İdarenin Sorumluluğu, Süreler ve Tazminat Hesabı konulu makalemiz.
Giriş
İş kazası geçiren memurun tazminat davası, idare hukukunun uygulamada en sık karşılaşılan, buna karşılık usul bakımından en çok hak kaybına yol açan konularından biridir. Bir öğretmenin okul binasında, bir polis memurunun müdahale sırasında, bir sağlık çalışanının hastane içinde, bir orman işçisinin arazide yaralanması hâlinde ilgili kişi çoğu zaman Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından sağlanan edimlerle yetinmekte; idarenin kendi mali sorumluluğundan doğan tazminat hakkını ya hiç kullanmamakta ya da süresi geçtikten sonra kullanmaya kalkışmaktadır.
Gündelik dilde ve uygulamada “memurun iş kazası” denilen olgu, memurlar bakımından mevzuatta bu adla düzenlenmiş değildir. 5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki kamu görevlileri yönünden mesele, görevin neden ve etkisiyle meydana gelen olay ve buna bağlanan vazife malullüğü çerçevesinde ele alınır.
Anayasa’nın 125’inci maddesinin son fıkrası, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu tereddüde yer bırakmayacak biçimde hükme bağlamıştır. Bu hüküm, kamu hizmetinin sunulması sırasında zarar gören üçüncü kişiler kadar, o hizmeti bizzat yürüten kamu görevlisi bakımından da geçerlidir. Aşağıda, iş kazası geçiren memurun tazminat davasının hukukî temelini, zorunlu idarî başvuru şartını, tazminatın hesaplanma yöntemini ve mahsup edilecek kalemleri Danıştay içtihadı ışığında sırasıyla inceliyoruz.
İş Kazası Geçiren Memurun Tazminat Davasının Niteliği
Kamu görevlisinin görevi sırasında ve görevi nedeniyle uğradığı bedensel zararın tazmini istemiyle açılan dava, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi anlamında bir tam yargı davasıdır. Burada iptali istenen bir idarî işlem değil, tazmini istenen bir zarar söz konusudur; zararın kaynağı ise kural olarak bir idarî eylemdir.
Hemen belirtelim ki, bu kural mutlak değildir. Kamu görevlisinin eylemi, hizmetle bağı tümüyle koparılabilecek nitelikte bir kişisel kusur oluşturuyorsa — örneğin kasten işlenmiş bir fiil söz konusu ise — failin şahsına adlî yargıda dava açılması yolu kapalı değildir. Uygulamada asıl olan ise, idarenin mali sorumluluğuna dayanan tam yargı davasıdır.
İdarenin Sorumluluğunun Hukukî Temeli: Hizmet Kusuru ve Kusursuz Sorumluluk
İdarenin tazmin borcu iki ayrı esasa dayanabilir. Bu ayrım, görev sırasında yaralanan memurun tazminat davasında hem ispat yükünün dağılımını hem de dilekçenin kurgusunu doğrudan etkiler.
Hizmet kusuru
Hizmet kusuru, kamu hizmetinin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hâllerinde ortaya çıkar. Koruyucu ekipmanın hiç verilmemesi veya standartlara aykırı olması, arızalı bir aracın ya da makinenin göreve tahsis edilmesi, bakımı yapılmamış bir binada çalıştırma, personel yetersizliği sebebiyle güvenli olmayan koşullarda görevlendirme, iş sağlığı ve güvenliği eğitiminin verilmemiş olması bu kapsamdadır. Hizmet kusurunun ispatlanabildiği hâllerde tazminat tutarı, kural olarak zararın tamamını kapsar.
Kusursuz sorumluluk
İdare hukukunu özel hukuktan ayıran nokta, idarenin hiçbir kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulabilmesidir. Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağandışı zararların idarece karşılanması esasına dayanır ve kusur sorumluluğuna göre ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Danıştay, kamu görevlilerinin görevlerini yaparken görevleri nedeniyle uğradıkları zararların da bu ilke uyarınca tazmin edilmesi gerektiğini açıkça kabul etmektedir.
Danıştay 10. Dairesi, E. 2016/1017, K. 2017/5105, T. 28.11.2017: Maden mühendisi olan davacı, görevlendirildiği proje kapsamında idarece tahsis edilen araçla seyahat ederken trafik kazası geçirmiş, tüm vücut fonksiyon kaybı %88 oranında tespit edilerek vazife malulü olarak emekliye ayrılmıştır. İdare mahkemesi, taşıma hizmetinin özel hukuk sözleşmesiyle bir şirkete gördürülmüş olması ve aracı kullananın o şirketin elemanı olması sebebiyle idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Danıştay bu kararı bozmuştur: personel taşıma hizmetinin özel bir şirket eliyle yürütülmüş olması, zararın yürütülen kamu hizmetinin neden ve etkisinden kaynaklandığı sonucunu değiştirmez ve idarenin tazmin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Zarar, kusursuz sorumluluk ilkesine göre bilirkişi incelemesi yaptırılarak hesaplanmalı ve tazminine karar verilmelidir.
Bu kararın uygulamadaki değeri büyüktür. Zira idareler savunmalarında sıklıkla, zararın hizmet alımı yoluyla çalıştırılan bir yüklenicinin faaliyetinden veya üçüncü bir kişinin kusurundan doğduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulmaya çalışmaktadır. Belirleyici ölçüt, kusurun kimde olduğu değil, zarar ile yürütülen kamu hizmeti arasında nedensellik bağının kurulup kurulamadığıdır.
Nedensellik bağı ve idarenin kurtuluş sebepleri
İdarenin sorumluluktan kurtulabilmesi, nedensellik bağını kesen bir sebebin varlığını ispat etmesine bağlıdır. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin ağır ve kusurlu davranışı ile üçüncü kişinin öngörülemez eylemidir. Memurun kusurunun bulunduğu, ancak bunun nedensellik bağını tümüyle kesmediği hâllerde ise sorumluluk ortadan kalkmaz; müterafik kusur oranında bir indirim yapılır. Şu hâlde memurun kısmen kusurlu olması, davanın reddini değil, hükmedilecek tazminatın azalmasını sonuçlar.
Dava Açılmadan Önce Zorunlu İdarî Başvuru (İYUK m. 13)
İş kazası geçiren memurun tazminat davasında en çok hak kaybı, esasa değil usule ilişkin bu şartın atlanmasından doğmaktadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13’üncü maddesi uyarınca, idarî eylemlerden hakları ihlal edilenlerin dava açmadan önce ilgili idareye başvurmaları zorunludur. Başvuru yapılmadan doğrudan açılan dava, esasa girilmeksizin usulden reddedilir.
Bir yıllık ve beş yıllık süreler
Başvurunun, eylemin yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılması gerekir. Bedensel zararlarda “öğrenme” kavramı, yalnızca kazanın meydana geldiği ânın bilinmesini değil, zararın kapsamının öğrenilmesini ifade eder. Maluliyet oranının ancak sağlık kurulu raporuyla kesinleştiği hâllerde bir yıllık sürenin bu raporun ilgiliye bildirildiği tarihten işletilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bununla birlikte, süre tartışmasına hiç girmemek için başvurunun kaza raporunun düzenlenmesinin hemen ardından yapılması ve maluliyet netleştikçe ek başvuruyla talebin genişletilmesi çok daha güvenli bir yoldur.
Otuz gün ve altmış gün
İdare, başvuruya otuz gün içinde cevap vermek zorundadır. Talep açıkça reddedilirse ret işleminin tebliğinden, otuz gün içinde hiç cevap verilmezse bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde idare mahkemesinde tam yargı davası açılmalıdır. Otuz günlük süre içinde verilen cevap kesin nitelikte değilse, ilgilinin bekleme süresi ve dava açma süresi bakımından İYUK m. 10’daki esaslardan yararlanacağı da göz önünde tutulmalıdır.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görevli yargı yeri idarî yargı, görevli mahkeme idare mahkemesidir. Yetki bakımından ise İYUK m. 36 uygulanır: zarar, idarenin herhangi bir eyleminden doğmuşsa eylemin yapıldığı yer idare mahkemesi yetkilidir. Bu itibarla dava, kural olarak yaralanmanın gerçekleştiği yer idare mahkemesinde açılır; davalı idarenin merkezinin Ankara’da bulunması tek başına Ankara mahkemelerini yetkili kılmaz.
İş Kazası Geçiren Memurun Talep Edebileceği Maddi Tazminat Kalemleri
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar, idarî işlem veya eylem sebebiyle kişinin malvarlığında meydana gelen azalma yahut elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan zarardır. İş kazası geçiren memur bakımından bu zarar başlıca şu kalemlerden oluşur: sosyal güvenlik mevzuatı kapsamında karşılanmayan tedavi, ilaç, protez ve rehabilitasyon giderleri; başkasının bakımına muhtaç hâle gelinmişse bakıcı gideri; ve en önemlisi, çalışma gücü kaybından doğan gelir kaybı.
Vazife malullüğü hâlinde gelir kaybının hesaplanması
Yaralanma sonucu vazife malulü sayılarak yaş haddinden önce emekliye ayrılan memurun zararının nasıl hesaplanacağı, Danıştay tarafından ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştur. Yukarıda anılan 2017 tarihli kararda benimsenen yönteme göre hesap üç dönem hâlinde yapılır:
Aktif dönemde işlemiş zarar, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarih itibarıyla davacının emsali konumundaki memurun aylar itibarıyla almakta olduğu görev aylıklarının idareden, davacının almakta olduğu vazife malullüğü aylıklarının ise Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan istenmesi ve iki tutar arasındaki farkın zarar kabul edilmesi suretiyle bulunur.
Aktif dönemde işleyecek zarar, rapor tarihinden davacının yasal emeklilik yaşını tamamlayacağı tarihe kadar aynı yöntemle, ancak her iki aylıkta meydana gelecek artışlar ve zararın peşin sermaye değeri dikkate alınarak hesaplanır.
Pasif dönem zararı ise, yasal emeklilik yaşının tamamlanmasından muhtemel ömrün sonuna kadar olan dönemde, davacı yasal emeklilik şartlarına sahip olsaydı bağlanacak emekli aylığı ile almaya devam edeceği vazife malullüğü aylığı arasındaki aylık farkın peşin sermaye değerine eşittir.
Bu yöntemi bilmeden hazırlanan bir dilekçe ile eksik veri üzerine kurulmuş bir bilirkişi raporu, davanın kaybedilmesine değilse bile yıllarca sürecek bozma-yeniden inceleme döngüsüne yol açmaktadır.
Manevi Tazminat
Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, duyulan acı ve ıstırabı ifade eder. Manevi tazminat, malvarlığındaki eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manen tatmin aracıdır.
Danıştay’ın yerleşik formülasyonuna göre manevi tazminat zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmelidir; ancak takdir edilecek miktarın aynı zamanda olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, benzer olayların tekrarlanmaması için caydırıcı ve cezalandırıcı nitelikte olması gerekir. Anılan 2017 tarihli kararda Danıştay, %88 oranındaki tüm vücut fonksiyon kaybı karşısında manevi tazminat isteminin tümden reddedilmesini hukuka aykırı bulmuştur.
Manevi tazminat talebinin dilekçede belirli bir miktar olarak gösterilmesi ve talebin somut olgularla temellendirilmesi şarttır. Yaralanmanın günlük yaşamı nasıl zorlaştırdığı, mesleğin sürdürülememesi, sosyal ve ailevî hayattaki kayıplar dilekçede ayrıntılı biçimde ortaya konulmalıdır; zira manevi zararın miktarı, maddi zarardan farklı olarak kalem kalem hesaplanamaz, hâkimin takdiriyle belirlenir.
Denkleştirme (Mahsup): Hangi Ödemeler Tazminattan İndirilir?
Uygulamada en çok tartışılan mesele, memurun aynı olay sebebiyle aldığı çeşitli ödemelerin tazminattan düşülüp düşülmeyeceğidir. Denkleştirmenin yapılabilmesi için, sağlanan yararın da tıpkı zarar gibi idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olayın uygun ve normal sonucu olması, zarar ile yarar arasında uygun nedensellik bağı bulunması gerekir.
Danıştay 10. Dairesi, E. 2007/8532, K. 2008/1231, T. 18.03.2008: Trafik kazası sonucu yaralanarak aktif polislik görevini yapamayacağı belirlenen ve vazife malulü olarak emekliye ayrılan polis memuru bakımından; prim ödenmek suretiyle bağlanan aylıkların kural olarak “olay nedeniyle sağlanan yarar” sayılmayacağı, ancak vazife malullüğü aylığı ile adi malullük aylığı arasındaki farkın bu nitelikte olduğu ve söz konusu farkın peşin sermaye değerinin maddi zarardan indirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Karar ayrıca, hesap tarihine kadar memurun gelirinde meydana gelen artışların da zarara yansıtılmasını ve gerçek zararın güncel verilerle yeniden hesaplattırılmasını öngörmektedir.
Buna göre denkleştirmenin ana hatları şöyledir. İndirilecek olanlar: vazife malullüğü aylığı ile adi malullük aylığı arasındaki farkın peşin sermaye değeri, olay sebebiyle ödenen nakdi tazminat ve trafik kazalarında zorunlu mali sorumluluk sigortası ya da kasko kapsamında sigorta şirketince yapılan ödemeler. İndirilmeyecek olanlar: ilgilinin kendi ödediği primlere dayanan hayat sigortası ve benzeri özel sigorta ödemeleri ile bizzat akdettiği ferdî kaza sigortası edimleri. Nihayet, manevi tazminat bakımından bu kalemlerin hiçbiri indirim sebebi teşkil etmez; denkleştirme yalnızca maddi zarara ilişkin bir işlemdir.
Faiz Başlangıcı
Faiz, çoğu dilekçede yeterince düşünülmeden yazılan, oysa uzun süren yargılamalarda tazminatın gerçek değerini belirleyen bir unsurdur. Danıştay, olay nedeniyle duyulan elem ve ıstırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlayan manevi zararın gerçek anlamda karşılanabilmesi için, hükmedilen manevi tazminata idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerektiğini kabul etmiştir. Faizin dava tarihinden başlatılması yolundaki mahkeme kararları bu gerekçeyle bozulmaktadır. Dilekçede faizin başlangıç tarihinin açıkça idareye başvuru tarihi olarak gösterilmesi, hem maddi hem manevi tazminat bakımından ihmal edilmemesi gereken bir noktadır.
İspat ve Deliller
İdarî yargı yazılı yargılama usulüne tâbi olduğundan, dosyaya giren belgeler belirleyicidir. İş kazası geçiren memurun tazminat davasında toplanması gereken başlıca deliller şunlardır: görevlendirme yazısı veya nöbet çizelgesi (yaralanmanın görev sırasında gerçekleştiğini gösterir), olay yeri tutanağı yahut kaza tespit tutanağı, kurum içi soruşturma ve iş güvenliği inceleme raporları, ilk müdahaleden itibaren düzenlenmiş tüm sağlık raporları ile maluliyet oranını gösteren sağlık kurulu raporu, vazife malullüğü tahsis kararı, karşılanmayan tedavi giderlerine ilişkin fatura ve ödeme belgeleri.
Bunların bir kısmı davacının elinde bulunmaz. Bu durumda dilekçede, ilgili belgelerin davalı idareden ve Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan ara kararıyla istenmesi açıkça talep edilmelidir. Bilirkişi incelemesi bakımından da talep, tek bir “bilirkişi incelemesi yapılsın” cümlesiyle bırakılmamalı; yukarıda açıklanan üç dönemli hesap yönteminin ve hangi verilerin hangi kurumdan celbedileceğinin dilekçede gösterilmesi, eksik incelemeye dayalı bir raporun önüne geçmenin en etkili yoludur.
Miktarın Artırılması ve Kanun Yolları
Tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen tazminat miktarı, İYUK m. 16’nın dördüncü fıkrası uyarınca nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir. Bilirkişi raporunun dilekçedeki talebi aşan bir zarar tespit etmesi hâlinde bu imkânın kullanılması gerekir. Artırma hakkının bir kez kullanılabildiği göz önünde tutularak, ıslah dilekçesinin rapora itiraz süreci tamamlandıktan sonra verilmesi ihtiyatlı bir tercihtir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna bölge idare mahkemesinde, kanunda öngörülen parasal sınırı aşan uyuşmazlıklarda ise temyiz yoluna Danıştay nezdinde başvurulur. Söz konusu parasal sınırlar her yıl yeniden değerleme oranında güncellendiğinden, kanun yoluna başvurulacak tarihte yürürlükte olan tutarın ayrıca denetlenmesi gerekir.
Sonsöz
İş kazası geçiren memurun tazminat davası, esas bakımından güçlü, usul bakımından kırılgan bir davadır. Esas bakımından güçlüdür; çünkü Anayasa’nın 125’inci maddesi ile Danıştay’ın kusursuz sorumluluğa ilişkin yerleşik içtihadı, zarar ile kamu hizmeti arasında nedensellik bağı kurulabildiği her hâlde idareyi tazminle yükümlü kılmakta, hizmet alımı ve üçüncü kişi savunmalarını sonuçsuz bırakmaktadır. Usul bakımından kırılgandır; çünkü İYUK m. 13’teki bir yıllık başvuru süresinin kaçırılması, hakkın esasını tartışılamaz hâle getirmektedir.
Bu sebeple izlenecek yol açıktır: yaralanmanın hemen ardından delillerin toplanması, maluliyetin kesinleşmesi beklenmeksizin idareye yazılı başvurunun yapılması, otuz günlük cevap süresinin ve ardından gelen altmış günlük dava süresinin takvime işlenmesi, dilekçenin ise yalnızca bir miktar talebi değil, hesap yöntemini, celbedilecek belgeleri ve faiz başlangıcını da içeren teknik bir metin olarak kurgulanması. Bu adımlar atıldığında, dava büyük ölçüde kazanılmış demektir.
Sıkça Sorulan Sorular
Memurun iş kazası geçirmesi hukuken ne anlama gelir?
Memurlar bakımından mevzuatta “iş kazası” başlıklı ayrı bir düzenleme bulunmaz; görevin neden ve etkisiyle meydana gelen olay ve buna bağlanan vazife malullüğü söz konusudur. Tazminat bakımından belirleyici olan, zarar ile yürütülen kamu hizmeti arasında nedensellik bağının kurulabilmesidir.
İş kazası geçiren memur doğrudan dava açabilir mi?
Hayır. İYUK m. 13 uyarınca dava açılmadan önce ilgili idareye yazılı başvuruda bulunulması zorunludur. Bu şart yerine getirilmeden açılan dava, esası incelenmeksizin usulden reddedilir.
İdarenin hiçbir kusuru yoksa tazminat alınabilir mi?
Evet. Kamu görevlisinin görevi sırasında ve görevi nedeniyle uğradığı özel ve olağandışı zarar, idarenin kusuru bulunmasa dahi kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmin edilir. Aranan şart, zarar ile yürütülen kamu hizmeti arasında nedensellik bağının bulunmasıdır.
Kazada memurun da kusuru varsa dava reddedilir mi?
Kural olarak hayır. Memurun kusuru nedensellik bağını tümüyle kesecek ağırlıkta değilse dava reddedilmez; müterafik kusur oranında bir indirim yapılarak tazminata hükmedilir.
Vazife malullüğü aylığı bağlandıysa ayrıca tazminat istenebilir mi?
Evet. Vazife malullüğü aylığı, prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucudur ve tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Yalnızca vazife malullüğü aylığı ile adi malullük aylığı arasındaki farkın peşin sermaye değeri, hesaplanan maddi zarardan indirilir.
İş kazası geçiren memurun dava açma süresi ne zaman başlar?
Başvuru süresi, eylemin ve zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıldır. Maluliyet oranının sonradan kesinleştiği hâllerde öğrenme tarihi olarak sağlık kurulu raporunun bildirildiği tarihin esas alınması gerektiği kabul edilmektedir.
Manevi tazminata faiz hangi tarihten işletilir?
Danıştay içtihadına göre, hükmedilen manevi tazminata idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerekir.
Dava hangi mahkemede açılır?
Görevli mahkeme idare mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise İYUK m. 36 uyarınca, zarara yol açan eylemin gerçekleştiği yer idare mahkemesidir.
Dava açmak disiplin cezası veya idarî baskı sebebi olabilir mi?
Hayır. Hak arama hürriyeti Anayasa’nın 36’ncı maddesiyle güvence altına alınmıştır; dava açmış olmak başlı başına disiplin soruşturmasına konu edilemez. Bu sebeple gerçekleştirilen işlemler ayrıca iptal davasına ve tazminat talebine konu olabilir.
Vasinin Dava Açma İzni ve Yetki Dilekçesi Örnekleri

Bir yanıt yazın