Bir özel okulda, bir motorlu taşıt sürücüleri kursunda veya bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde çalışabilmek, kural olarak, o kişi adına valilikçe düzenlenmiş bir çalışma izninin varlığına bağlıdır. Bu izin, ilgilinin işvereniyle kurduğu özel hukuk ilişkisinden ayrı ve ondan önce gelen bir idarî işlemdir. Dolayısıyla iznin geri alınması, kişinin işini kaybetmesinden ibaret bir sonuç doğurmaz; onu, aynı ildeki bütün özel öğretim kurumlarında çalışmaktan da alıkoyar. Bu yönüyle çalışma izninin iptali, adı konulmamış bir meslekten men işlemidir.
Çalışma izni nedir, kim tarafından verilir?
5580 sayılı Kanun’un 8. maddesi, kurumların müdürlerinin kurucu veya kurucu temsilcisi tarafından, diğer yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticilerin ise müdür tarafından seçileceğini, ancak bunların çalışma izinlerinin valiliğin iznine sunulacağını hükme bağlamıştır. Aynı maddenin açık ifadesiyle, valiliğin izni alınmadan hiç kimse işe başlatılamaz. Maddenin devamında ise iznin akıbeti bakımından belirleyici olan cümle yer alır: gerekli şartları taşıyanlar için çalışma izni valilikçe düzenlenir ve çalışma izninin iptali de yine valilikçe yapılır.
Yetki bakımından tereddüde yer bırakmayan bu düzenleme Danıştay tarafından da aynı doğrultuda yorumlanmaktadır. Danıştay Sekizinci Dairesi, özel öğretim kurumlarında görevli personel hakkında tesis edilecek işlemlerde yetkili makamın, Kanun’daki açık düzenleme uyarınca çalışma iznini veren valilik makamı olduğunu belirtmiştir (D. 8. D., E. 2020/6456, K. 2021/1514, 11.03.2021; aynı yönde E. 2020/5869, K. 2021/1512). Buna karşılık valiliğin bu yetkisini il millî eğitim müdürüne veya ilçelerde kaymakama devretmesi mümkün görülmüştür (D. 8. D., E. 2018/5400, K. 2021/6240, 14.12.2021). Uygulamada işlemler çoğunlukla il millî eğitim müdürlüğü antetiyle tebliğ edildiğinden, dava dilekçesinde yetki devrinin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı ayrıca sorgulanmalıdır.
Çalışma izni hangi görevliler için düzenlenir?
Kanun’un 8. maddesi izin düzenlenecek kişileri dört başlıkta toplar: yöneticiler, öğretmenler, uzman öğreticiler ve usta öğreticiler. Bu unvanların dağıldığı kurum yelpazesi ise oldukça geniştir. Kanun’un 2. maddesinin (b) bendi kurum kavramına okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve özel eğitim okullarını, çeşitli kursları, özel öğretim kurslarını, uzaktan öğretim kuruluşlarını, motorlu taşıt sürücüleri kurslarını, hizmet içi eğitim merkezlerini, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerini, sosyal etkinlik merkezlerini ve mesleki eğitim merkezlerini dâhil etmiştir.
Buna göre bir kolejin müdür yardımcısı ile bir sürücü kursunun direksiyon usta öğreticisi, bir rehabilitasyon merkezinin dil ve konuşma terapisti ile bir yabancı dil kursunun öğretmeni aynı hukukî rejime tâbidir. Kapsam yalnızca eğitim personeliyle de sınırlı değildir: Yönetmeliğin 26. maddesinin yedinci fıkrası, hizmet satın alınması yöntemiyle istihdam edilen personelde de Kanun’un 4. maddesindeki şartların aranacağını öngörmektedir.
İptal işleminin dayanağı hangi hükümdür?
Bu soru, davanın kaderini tayin eden sorudur ve uygulamada çoğu zaman yanlış cevaplanmaktadır.
Kanun’da “çalışma izninin iptali” başlığını taşıyan tek hüküm 10. maddedir. Ne var ki bu madde, iznin iptalini yalnızca tek bir sebebe bağlamıştır: iki defa teftiş raporuyla başarısızlığı tespit edilen yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticilerin çalışma izni, izni veren makam tarafından iptal edilir. Maddenin diğer iptal hâllerini düzenleyen ikinci fıkrası ise Anayasa Mahkemesi’nin 22.05.2013 tarihli ve E. 2013/39, K. 2013/65 sayılı kararıyla iptal edilmiş, böylece kanun düzeyindeki iptal sebepleri bugünkü dar hâline gelmiştir.
Buna karşılık uygulamada karşılaşılan iptal işlemlerinin büyük çoğunluğu teftiş başarısızlığına değil, ilgilinin bir ceza yargılamasına konu olmasına dayanmaktadır. Bu işlemlerin gerçek dayanağı iki hükmün birlikte okunmasıdır. Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrası, kurucularda, kurucu temsilcilerinde ve personelde belirli suçlardan ceza almamış olma ve terör örgütleriyle irtibatı bulunmama şartını aramaktadır. Yönetmeliğin 39. maddesinin 19.02.2020 tarihli değişiklikle eklenen dördüncü fıkrası ise, kurumda görev yapan personelin Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasındaki şartları taşımadığının sonradan tespit edilmesi hâlinde çalışma izninin iptal edileceğini öngörmektedir.
Kanaatimizce bu yapı, üzerinde durulması gereken bir sorun barındırmaktadır. Kanun’un 4. maddesi, lafzı itibarıyla iznin verilmesi aşamasında aranacak nitelikleri düzenleyen bir hükümdür; verilmiş bir iznin geri alınması sonucunu doğuran müeyyideyi öngörmüş değildir. Kanun’un iptal sebeplerini düzenleyen 10. maddesi ise bu hâli kapsamamaktadır. Şu hâlde kişinin mesleğini icra etmesini engelleyen ağır bir işlemin doğrudan doğruya bir yönetmelik hükmüne dayandırılması söz konusudur. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği, 48. maddesinde çalışma ve sözleşme hürriyetinin güvence altına alındığı düşünüldüğünde, dava dilekçesinde bu kanunîlik sorununun ileri sürülmesi isabetli olacaktır.
Hangi sebeplerle iptal kararı verilmektedir?
Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrası, iptal işlemlerinin sebep unsurunu oluşturan olguları saymaktadır. Bunlar başlıca üç grupta toplanabilir.
Birinci grup, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezası almış olmaktır. Burada suçun türü değil, hükmedilen cezanın süresi ve suçun kasten işlenmiş olması belirleyicidir.
İkinci grup, affa uğramış olsa bile hükmün ağırlığına bakılmaksızın kişiyi kapsam dışına çıkaran katalog suçlardır. Madde bu suçları tek tek saymıştır: Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar, Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ve 5549 sayılı Kanun kapsamında işlenen suçlar. Bu grup bakımından madde, ceza almamış olmanın yanında bu suçlardan dolayı hakkında kovuşturma bulunmaması şartını da aramaktadır.
Üçüncü grup ise terör örgütlerine ya da Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyelik, mensubiyet, iltisak yahut irtibattır.
Kovuşturma şartı bütün suçlar için mi geçerlidir?
Hayır ve bu ayrım, savunma bakımından maddenin en verimli noktasıdır.
Maddenin lafzı dikkatle okunduğunda, “haklarında bu suçlardan dolayı kovuşturma bulunmaması” ifadesindeki işaret sıfatının yalnızca ikinci gruptaki katalog suçlara yollama yaptığı görülür. Birinci gruba, yani kasten işlenen bir suçtan bir yıl ve üzeri hapis cezası hâline ilişkin olarak madde, açıkça ceza almış olmayı aramaktadır. Dolayısıyla katalog dışında kalan bir suçtan yürütülen ve henüz mahkûmiyetle sonuçlanmamış bir kovuşturma, tek başına çalışma izninin iptaline dayanak yapılamaz. Aynı şekilde, kesinleşmemiş bir mahkûmiyet hükmüne dayanılarak tesis edilen işlemlerde masumiyet karinesinin ihlali gündeme gelir.
İdarenin bu ayrımı gözetmeksizin, ceza soruşturması açılmış olmasını tek başına yeterli sayarak kurduğu işlemler sebep unsuru bakımından sakattır ve iptal davasında bu yönüyle ele alınmalıdır.
İptal işlemine karşı nereye ve ne kadar sürede dava açılır?
Çalışma izninin iptali, kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idarî işlemdir. Bu işleme karşı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılır. Yetkili mahkeme, işlemi tesis eden valiliğin bulunduğu yer idare mahkemesidir.
Süre tebliğ ile işlemeye başladığından, işlemin ilgiliye değil kuruma bildirildiği hâllerde tebliğ tarihinin ne zaman gerçekleştiği tartışmalı olabilmektedir. Kurum tarafından sözlü olarak bilgilendirilen ve yazılı tebligatı almayan personelin, süre yönünden bir kayba uğramamak için işlemin bir örneğini ivedilikle idareden talep etmesi yerinde olur.
Yürütmenin durdurulması neden bu davalarda belirleyicidir?
Çalışma izninin iptali, iptal edildiği anda hüküm doğurmaya başlar. İzni bulunmayan personel işe başlatılamayacağı ve çalıştırılamayacağı için kurum, iş sözleşmesini sona erdirmek durumunda kalır. Yargılamanın sonuçlanması ise çoğu zaman bir yılı aşar. Bu sürede kişi hem gelirinden hem de mesleğini icra etme imkânından yoksun kalır; alanına göre öğretmenlik veya usta öğreticilik dışında bir iş bulması da güçtür.
Bu tabloda, İYUK’un 27. maddesinde aranan telafisi güç veya imkânsız zarar şartı somut biçimde gerçekleşmiş durumdadır. Dava dilekçesinde yürütmenin durdurulması talebinin soyut bir cümleyle geçiştirilmemesi; ilgilinin başkaca gelirinin bulunmadığı, bakmakla yükümlü olduğu kişiler ve mevcut malî yükümlülükleri belgelendirilerek zararın somutlaştırılması gerekir.
Hangi hukuka aykırılık iddiaları ileri sürülebilir?
Dilekçenin, işlemin unsurları üzerinden kurulması en verimli yöntemdir. Yetki bakımından, işlemin valilikçe veya usulüne uygun bir yetki devrine dayanılarak tesis edilip edilmediği; şekil bakımından, işlemin gerekçesini ve dayandığı olguyu içerip içermediği ile 2577 sayılı Kanun’un öngördüğü bilgilendirmenin yapılıp yapılmadığı denetlenmelidir.
Sebep unsuru bakımından, isnat edilen suçun 4. maddedeki katalogda gerçekten yer alıp almadığı, mahkûmiyetin kesinleşip kesinleşmediği ve hükmedilen cezanın bir yıl eşiğini aşıp aşmadığı somut olarak incelenmelidir. Konu unsuru bakımından ise, iznin iptalinin kanunî bir dayanağının bulunup bulunmadığı ve idarenin daha hafif bir tedbirle yetinme imkânının olup olmadığı, ölçülülük ilkesi çerçevesinde tartışılmalıdır.
Katalog suçlarda çalışma izni iptali
Sıkça sorulan sorular
Çalışma iznim iptal edildi, kurum beni işten çıkardı. Hem idareye hem işverene mi dava açmalıyım?
İki dava birbirinden bağımsızdır. Çalışma izninin iptaline karşı idare mahkemesinde iptal davası açılır. İş sözleşmesinin feshinden doğan alacak ve tazminat talepleri ise iş mahkemesinin görev alanına girer. İdarî işlemin iptali hâlinde feshin dayanağı ortadan kalkacağından, iş davası bakımından da elverişli bir hukukî durum doğar.
Adli sicil kaydım silinmişse çalışma iznim yine de iptal edilebilir mi?
Kanun’un 4. maddesi, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesindeki süreler geçmiş olsa ve suç affa uğramış olsa bile şartın aranacağını belirtmektedir. Bu nedenle adli sicil kaydının silinmiş olması tek başına sonucu değiştirmemekte, arşiv kaydında görünen mahkûmiyetler işleme dayanak yapılabilmektedir.
İptal kararı bütün Türkiye’de mi geçerlidir?
Çalışma izni il bazında düzenlenmekle birlikte, iptalin sebebini oluşturan nitelik eksikliği kişiye bağlı olduğundan başka bir ilde yapılacak başvuruda da aynı engelle karşılaşılması beklenir. Yönetmeliğin 39. maddesinin beşinci fıkrası, il içi geçişlerde belirli koşullarla önceki güvenlik soruşturması belgesine dayanılabileceğini, görevden ayrılışın üzerinden üç ay geçmişse yeniden güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması isteneceğini düzenlemektedir.
Dava sonuçlanana kadar çalışabilir miyim?
Yürütmenin durdurulması kararı verilmediği sürece çalışılamaz. Kanun’un 8. maddesi, valilikten izin alınmadan personelin işe başlatılamayacağını açıkça hükme bağlamıştır. Bu nedenle talebin dava dilekçesinde ayrıntılı biçimde gerekçelendirilmesi önem taşır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukukî danışmanlık niteliği taşımaz. Her dosyanın kendine özgü koşulları bulunduğundan, işlem tarihinden itibaren işleyen dava süresini kaçırmamak için bir avukata başvurulması tavsiye edilir.
Av. Feyza Nur Serttaş

Bir yanıt yazın