FETÖ İltisakı ve HAGB Kararı Nedeniyle Uzman Çavuş Sözleşmesinin Feshi
FETÖ İltisakı ve HAGB Kararı Nedeniyle Uzman Çavuş Sözleşmesinin Feshi

Uzman çavuş HAGB kararı bulunduğu veya FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle sözleşmesi feshedilen pek çok kişi, bu işlemin kendiliğinden hukuka uygun olduğunu düşünerek hak arama yoluna başvurmamaktadır. Oysa uygulamada gördüğümüz şu ki, güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına dayanılarak tesis edilen fesih işlemlerinin önemli bir kısmı, idari yargı denetiminden geçtiğinde hukuka aykırı bulunmaktadır. Sözleşmenin feshedilmesi, kişinin yalnızca mesleki geleceğini değil, aylık gelirini, sosyal güvenlik durumunu ve emeklilik sürecini de doğrudan etkilemektedir; bu nedenle sürecin usulüne uygun ve süresi içinde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Bu yazıda, Danıştay 12 Dairesinin 2024/10 esas ve 2025/5420 karar sayılı, 3 Aralık 2025 tarihli kararı temel alınarak; uzman çavuş güvenlik soruşturması kavramı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumunun idari işleme etkisi, FETÖ/PDY iltisak ve irtibatının hangi kriterlerle değerlendirildiği ve fesih işlemine karşı açılacak davanın usul ve esasları ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Yazının kapsamında ayrıca, hazırlandığı tarih itibarıyla yürürlüğe girmesine kısa bir süre kalan ve HAGB kurumunu tamamen ortadan kaldıracak olan Anayasa Mahkemesi kararına da yer verilmektedir.

Belirtmek gerekir ki incelenen kararın somut olayında davacı, İzmir ili Narlıdere İstihkam Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığında uzman erbaş adayı olarak eğitim görmektedir. Türk hukukunda “uzman çavuş” ve “uzman onbaşı” unvanları, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu kapsamında “uzman erbaş” üst kavramı altında düzenlenmiş olup aşağıda yapılan açıklamalar, sözleşmeli statüde görev yapan uzman çavuş, uzman onbaşı ve uzman erbaş adaylarının tamamı bakımından geçerlidir.

Uzman Erbaş ve Uzman Çavuş Kavramı: 3269 Sayılı Kanun Çerçevesi

3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca bu Kanunun amacı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin erbaş kadrolarında devamlılık arz eden teknik ve kritik görevlerde istihdam edilecek uzman onbaşı ve uzman çavuşların temini ile bunların hizmet şartlarını, görev ve haklarını, yükümlülüklerini düzenlemektir. Uzman erbaşlar, Türk Silahlı Kuvvetleri veya İçişleri Bakanlığına bağlı birimlerle iki yıldan az beş yıldan fazla olmamak üzere sözleşme imzalayarak göreve başlamakta; sağlık niteliklerini taşıyanların müteakip sözleşmeleri belirli sınırlar dahilinde uzatılabilmektedir.

Uygulamada sıklıkla karıştırılan bir husus, “uzman erbaş adayı” ile göreve fiilen başlamış “uzman çavuş” veya “uzman onbaşı” arasındaki farktır. Eğitim sürecinde bulunan aday personel bakımından da güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması zorunlu olup, olumsuz sonuçlanan soruşturma üzerine sözleşme feshedilebilmektedir. Bu bakımdan aday statüsünde bulunmak, hukuki korumadan yoksun kalmak anlamına gelmemekte; fesih işlemine karşı idari yargı yolu, göreve başlamış personelle aynı usul çerçevesinde açık bulunmaktadır.

Sözleşmenin feshi sebepleri, 3269 sayılı Kanunun 12. maddesinde sınırlı sayıda düzenlenmiştir. Bu maddede sayılmayan bir gerekçeyle tesis edilen fesih işlemi, kanuni dayanaktan yoksun kalacağından, idari yargı denetiminde iptal edilme riski taşımaktadır.

Sözleşmenin yenilenmesi bakımından da benzer bir usul geçerlidir. Sağlık niteliklerini taşıyan ve görevinde başarılı bulunan uzman erbaşların müteakip sözleşmeleri yenilenebilmekte; ancak yenileme döneminde de güvenlik soruşturmasının olumlu olması aranmaktadır. Dolayısıyla güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması, yalnızca ilk sözleşme döneminde değil, hizmetin her aşamasında sözleşmenin feshi veya yenilenmemesi sonucunu doğurabilmektedir. Bu nedenle güvenlik soruşturmasına dayalı işlemlerin hukuka uygunluğunun denetlenmesi, meslek hayatının yalnızca başlangıcında değil, devamı boyunca da önem taşımaktadır.

Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Nedir?

17 Nisan 2021 tarihinde yürürlüğe giren 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu, bu alandaki temel düzenlemedir. Kanunun 3. maddesi uyarınca arşiv araştırması, statüsüne bakılmaksızın ilk defa veya yeniden kamu görevine atanacak herkes hakkında yapılırken; Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında istihdam edilecek personel hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yürütülmektedir. Uzman erbaş adayları bu ikinci kapsamda değerlendirilmektedir.

Kanunun 4. maddesine göre arşiv araştırması; kişinin adli sicil kaydının, kolluk kuvvetlerince aranıp aranmadığının, hakkında tahdit bulunup bulunmadığının ve kesinleşmiş mahkeme kararları ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesinin beşinci fıkrası ve 231. maddesinin onüçüncü fıkrası kapsamında alınan kararların mevcut kayıtlardan tespit edilmesinden ibarettir. Kanunun 5. maddesi ise güvenlik soruşturmasını, arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk ve istihbarat verilerinin, yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının yerinden araştırılması olarak tanımlamıştır.

Elde edilen bilgiler, Kanunun 6. maddesi uyarınca Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından toplanmakta; 7. maddede düzenlenen Değerlendirme Komisyonu tarafından nesnel ve gerekçeli biçimde değerlendirilerek atamaya yetkili amire sunulmaktadır. Bu değerlendirmenin sübjektif kanaatlere değil, somut ve denetime elverişli verilere dayanması, idari işlemin hukuka uygunluğunun ön koşuludur.

Kanunun 8. ve 9. maddelerinde, güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen kişisel verilerin korunmasına ilişkin ilkeler düzenlenmiş; bu verilerin doğru, güncel, amaçla bağlantılı ve ölçülü kullanılması esası benimsenmiştir. Kanunun 10. maddesi uyarınca, işleme karşı dava açılmış olması hâlinde, ilgili veriler karar kesinleşmeden silinemez veya yok edilemez; bu düzenleme, dava sürecinde soruşturma dosyasının mahkemece incelenebilmesini teminat altına almaktadır. Uygulamada davacı vekilinin, mahkemeden bu bilgi ve belgelerin ara kararla idareden istenmesini talep etmesi, davanın esasının aydınlatılması bakımından önem taşımaktadır.

FETÖ/PDY İltisak ve İrtibatı Nasıl Değerlendirilir?

7315 sayılı Kanunun 5. maddesinin (c) bendinde açıkça belirtildiği üzere, güvenlik soruşturmasının konusu, kişinin terör örgütleriyle “eylem birliği, irtibat ve iltisak” içinde olup olmadığının tespitidir. Bu üç kavram, uygulamada FETÖ/PDY yapılanmasıyla bağlantı iddialarının değerlendirilmesinde merkezi bir öneme sahiptir. Ancak yerleşik yargı içtihadında, salt istihbari nitelikte, somut bir olguya dayanmayan bilgi notlarının tek başına fesih işlemine dayanak oluşturamayacağı kabul edilmektedir.

İncelenen Danıştay kararına konu olayda da davacının FETÖ/PDY’ye müzahir olduğu iddia edilen bir şirkette sigorta kaydının bulunması, idarece olumsuz değerlendirme unsuru olarak kullanılmıştır. Bununla birlikte İlk Derece Mahkemesi, UYAP üzerinden yapılan sorgulama ve idareden istenen bilgi ve belgeler neticesinde davacı hakkında FETÖ/PDY’ye ilişkin herhangi bir soruşturma veya kovuşturmanın bulunmadığını tespit etmiş; sırf sigorta kaydının tek başına bir anlam ifade etmeyeceği sonucuna varmıştır. Bu değerlendirme, Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay tarafından da onanmıştır.

Bu husus, güvenlik soruşturması sonucunda dayanak gösterilen her bilginin ayrı ayrı somutlaştırılması ve kişinin fiiline isnat edilebilmesi gerektiğini göstermektedir. Bir kurumda çalışmış olmak, o kurumla akrabalık ilişkisi bulunmak veya belirli bir sendika ya da dernek üyeliği gibi hususlar, başkaca somut bir bulgu ile desteklenmediği sürece, tek başına iltisak veya irtibatın varlığına karine teşkil etmemektedir.

İdarenin İspat Yükü ve Somut Delil Zorunluluğu

İdare hukukunda geçerli olan genel ilke uyarınca, bir idari işlemin hukuka uygunluğunu ispat külfeti işlemi tesis eden idareye aittir. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucu tesis edilen fesih işlemlerinde de bu ilke geçerlidir; idare, olumsuz değerlendirmenin dayanağı olan somut bilgi ve belgeleri, mahkemenin ara kararı üzerine dosyaya sunmak zorundadır. Yalnızca “istihbari bilgi notu” veya “değerlendirme komisyonu kararı” ifadesiyle yetinilmesi, mahkemenin denetim yapabilmesi bakımından yeterli görülmemektedir.

İncelenen kararda da mahkeme, davacı hakkındaki iddiaları tek tek irdelemiş; UYAP sorgulaması ve idareden istenen bilgi ve belgeler üzerinden davacının FETÖ/PDY ile ilişkilendirilebilecek herhangi bir soruşturma veya kovuşturmasının bulunmadığını somut olarak tespit etmiştir. Bu yöntem, güvenlik soruşturmasına dayalı davalarda izlenmesi gereken ispat standardını göstermesi bakımından yol göstericidir. Davacı vekilinin, dava dilekçesinde idarenin dayandığı her bir isnadı ayrı ayrı ele alarak bunların somut bir suç veya soruşturmaya dayanıp dayanmadığının araştırılmasını talep etmesi, davanın seyri bakımından belirleyici olabilmektedir.

Bu noktada masumiyet karinesinin de gözden kaçırılmaması gerekir. Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan bu ilke uyarınca, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmayan kişi, suçsuzluk karinesinden yararlanmaya devam eder. Bu bakımdan, sonuçlanmamış bir soruşturma veya kovuşturmanın, henüz kesinleşmiş bir hükme dönüşmeden idari işleme doğrudan dayanak yapılması, ilgili kişinin hukuki güvenlik ve masumiyet karinesinden yararlanma hakkını zedeleyebilecek niteliktedir.

Uzman Çavuş HAGB Kararı Sözleşme Feshine Gerekçe Olabilir mi?

Uzman çavuş HAGB kararı bulunması hâlinde sözleşmenin feshedilip feshedilemeyeceği sorusu, uygulamada en sık karşılaşılan ihtilaf konularından biridir. Bu sorunun yanıtı, HAGB kararına konu suçun niteliğine göre değişmektedir. 3269 sayılı Kanunun 12. maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi, verilen cezanın ertelenmesi, seçenek yaptırımlara çevrilmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi veya affa uğraması hâllerinde dahi, bentte tek tek sayılan katalog suçlardan mahkûm olan uzman erbaşın Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğinin kesileceğini öngörmektedir.

Bir başka deyişle, HAGB kararı kendiliğinden fesih sebebi değildir; fesih sebebi, HAGB kararına konu edilen fiilin kanunda sayılan katalog suçlardan biri olmasıdır. İncelenen kararda davacı hakkında “basit yaralama” suçundan HAGB kararı verilmiş olup İlk Derece Mahkemesi, bu suçun 3269 sayılı Kanunun 12. maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendinde sayılan katalog suçlar arasında yer almadığını tespit etmiştir. Bu tespit, davanın kabulüne ve işlemin iptaline gerekçe oluşturmuştur.

Ayrıca belirtmek gerekir ki hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca sanık hakkında hukuki sonuç doğurmayan bir kurumdur. Bu nedenle katalog suç kapsamına girmeyen bir fiil için verilen HAGB kararının, idare tarafından sanki kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmüymüş gibi değerlendirilerek fesih işlemine dayanak yapılması, hukuka aykırılık teşkil etmektedir.

Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususİdarenin fesih gerekçesi olarak yalnızca “HAGB kararı bulunduğunu” belirtmesi yeterli değildir. Fesih işleminin dayanağı olan somut fiilin, 3269 sayılı Kanunun 12. maddesinin dördüncü fıkrasında sayılan katalog suçlardan hangisine girdiğinin işlemde açıkça gösterilmesi gerekir. Bu gerekçe işlemde yer almıyor veya isabetsiz ise, işlemin bu yönüyle de iptali talep edilebilir.

3269 Sayılı Kanunun 12. Maddesindeki Katalog Suçlar

3269 sayılı Kanunun 12. maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendinde, ceza ertelense, seçenek yaptırıma çevrilse, HAGB kararı verilse veya affa uğrasa dahi Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğin kesilmesini gerektiren suçlar tek tek sayılmıştır. Bu suçlar arasında Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar, zimmet, irtikâp, iftira, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma ve yalan yere tanıklık gibi güven ilişkisini zedeleyen fiiller yer almaktadır. Aşağıdaki tabloda, uygulamada sıkça karıştırılan hususlar özetlenmiştir.

Uzman erbaş sözleşme feshinde HAGB kararının etkisine ilişkin karşılaştırma
Durum Sözleşme feshine etkisi Hukuki dayanak
Katalog suçlardan biri hakkında HAGB kararı verilmesi Sözleşme feshedilir; HAGB kararı bu sonucu engellemez 3269 sayılı Kanun m.12/4-b
Katalog dışı bir suçtan HAGB kararı verilmesi Tek başına fesih sebebi oluşturmaz 3269 sayılı Kanun m.12/4-b; CMK m.231
FETÖ/PDY’ye müzahir kurumda çalışma geçmişi bulunması Somut soruşturma veya kovuşturma yoksa tek başına yeterli değildir 7315 sayılı Kanun m.5/c
Hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı bulunan isnatlar Kural olarak fesih gerekçesi yapılamaz Yerleşik yargı içtihadı

Bu tablodan da anlaşılacağı üzere, idarenin güvenlik soruşturmasını olumsuz sonuçlandırırken dayandığı her bir unsurun ayrı ayrı hukuki nitelendirmeye tabi tutulması gerekmektedir. Aksi hâlde, katalog dışı bir suç veya soyut bir isnat üzerine kurulu fesih işlemi, idari yargı denetiminde hukuki dayanaktan yoksun kalacaktır.

HAGB Nedeniyle Uzman Çavuşun Sözleşmesi Feshedilebilir mi? Danıştay Kararı

Uzman Erbaş Güvenlik Soruşturması Olumsuz Çıkarsa Ne Olur? Basit Yaralama HAGB’si ve Danıştay Kararı

İltisak İrtibat Özel Güvenlik Kimlik Kartı İptaline Yol Açar mı?

HAGB Güvenlik Soruşturması: Arşiv Araştırması Olumsuz Gelenler İçin Rehber

HAGB Nedeniyle Uzman Çavuşun Sözleşmesi Feshedilebilir mi? Danıştay Kararı

Uzman Erbaş Güvenlik Soruşturması Olumsuz Çıkarsa Ne Olur? Basit Yaralama HAGB’si ve Danıştay Kararı

CMK 231. Maddede HAGB ve Anayasa Mahkemesinin İptal Kararının Etkisi

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 5 ilâ 14. fıkralarında düzenlenmektedir. Bu düzenleme, kanun koyucu tarafından geçmişte birden fazla kez yeniden ele alınmış; Anayasa Mahkemesi de kurumu farklı gerekçelerle Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Son değişiklik, 7499 sayılı Kanun ile 2024 yılı Mart ayında yapılmış olup HAGB kararına karşı istinaf yolu getirilmiştir.

Bu makalenin hazırlandığı tarih itibarıyla dikkate alınması gereken en önemli gelişme, Anayasa Mahkemesinin 10 Temmuz 2025 tarihli, 2024/98 esas ve 2025/149 karar sayılı kararıdır. Anılan karar 31 Aralık 2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış olup Anayasa Mahkemesi, kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri işkence, eziyet ve kötü muamele niteliğindeki fiiller bakımından HAGB kurumunun uygulanmasını engelleyen bir düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle, CMK’nın 231. maddesinin 5 ilâ 14. fıkralarının tamamının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. İptal kararı, Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra, yani 30 Eylül 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Güncel Gelişme30 Eylül 2026 tarihinden itibaren CMK’nın 231. maddesinin 5 ilâ 14. fıkraları yürürlükten kalkacak ve kanun koyucu yeni bir düzenleme yapmadığı sürece hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu mevcut hâliyle uygulanamayacaktır. Bu değişiklik, hâlihazırda verilmiş HAGB kararlarının idari işlemlere etkisi ile ileride açılacak kamu davalarında uygulanacak müessese bakımından yeni tartışmalara yol açabilecek niteliktedir. Somut olayınıza ilişkin güncel durumun, dava veya itiraz aşamasında mutlaka bir avukatla birlikte değerlendirilmesi önerilir.

Bu gelişme, hâlen devam eden veya ileride açılacak uzman erbaş sözleşme feshi davalarında HAGB kararının hukuki niteliğine ilişkin tartışmayı doğrudan etkileyecektir. Zira HAGB kararının “sanık hakkında hukuki sonuç doğurmaması” ilkesi, idari işlemlerde bu kararın mahkûmiyet hükmü gibi değerlendirilemeyeceği yönündeki içtihadın temel dayanağını oluşturmaktaydı. Kurumun tamamen kaldırılması, ilerideki süreçte katalog suç dışı fiiller için verilecek yargılama sonuçlarının idari işlemlere yansıması bakımından farklı bir hukuki zemin doğuracaktır.

Sözleşme Feshine Karşı İptal Davası Süreci

Sözleşmesi güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandığından bahisle feshedilen uzman erbaş, feshe ilişkin idari işleme karşı 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca iptal davası açma hakkına sahiptir. Aynı Kanunun 7. maddesi gereğince dava açma süresi, işlemin ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren altmış gündür. Bu süre hak düşürücü nitelikte olduğundan, sürenin kaçırılması hâlinde işlemin hukuka aykırılığı ne denli açık olursa olsun dava esastan incelenemeyecektir.

Dava dilekçesinde ayrıca 2577 sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca yürütmenin durdurulması talep edilmesi, telafisi güç veya imkânsız zararların önlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Uygulamada, fesih işleminin uygulanmaya devam etmesi hâlinde kişinin göreve dönüş imkânı fiilen ortadan kalkabildiğinden, yürütmenin durdurulması talebinin gerekçeli ve somut delillerle desteklenmesi tavsiye edilmektedir.

Görevli mahkeme, işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yer İdare Mahkemesidir. Davanın açılmasından sonra idarenin savunması, ara kararlarla istenen bilgi ve belgeler ile varsa tanık beyanları değerlendirilerek karar verilmekte; ilk derece kararına karşı Bölge İdare Mahkemesi nezdinde istinaf, istinaf kararına karşı ise belirli koşullarla Danıştay nezdinde temyiz yoluna başvurulabilmektedir.

Dava dilekçesinin hazırlanmasında, fesih işleminin tebliğ tarihi, işlemin dayanağı olarak gösterilen gerekçeler ve varsa güvenlik soruşturmasına ilişkin idareye yapılan itirazlar açıkça ortaya konulmalıdır. Dilekçede, davacının ceza yargılamasına konu fiilinin niteliği, bu fiil hakkında verilmiş HAGB kararının içeriği ve 3269 sayılı Kanunun 12. maddesinin dördüncü fıkrasındaki katalog suçlarla karşılaştırması ayrıntılı biçimde yapılmalı; FETÖ/PDY ile ilişkilendirme iddiası varsa, bu iddianın dayandığı somut bilgi ve belgelerin idareden istenmesi ayrıca talep edilmelidir. Delil listesinde, adli sicil kaydı, ilgili ceza mahkemesi kararı, disiplin sicili ve varsa kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların yer alması, mahkemenin dosya üzerinde sağlıklı bir değerlendirme yapabilmesini kolaylaştırmaktadır.

Tam Yargı Talebi: Özlük Hakları ve Yasal Faiz

İptal davasıyla birlikte, işlem nedeniyle yoksun kalınan özlük haklarının ödenmesine yönelik tam yargı talebinin de aynı dilekçede ileri sürülmesi mümkündür ve uygulamada bu yöntem tercih edilmektedir. İncelenen kararda İlk Derece Mahkemesi, işlemin iptaline karar vermekle birlikte, yoksun kalınan özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine de hükmetmiştir.

Kararın teknik açıdan en dikkat çekici yönü, yasal faizin başlangıç tarihine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi, faizin işlemle ilişiğin kesildiği tarihten itibaren işletilmesine karar vermiş; ancak Danıştay Onikinci Dairesi, yerleşik içtihadına atıfla, yoksun kalınan özlük haklarına uygulanacak yasal faizin, ilişiğin kesildiği tarihten değil, davanın açıldığı tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini belirtmiştir. Daire, bu yanlışlığı 2577 sayılı Kanunun 49. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında yeniden yargılamayı gerektirmeyen bir eksiklik olarak değerlendirmiş ve kararı bu yönüyle düzelterek onamıştır.

Bu ayrım, tam yargı taleplerinin hazırlanmasında gözden kaçırılmaması gereken bir husustur. Zira faizin başlangıç tarihinin yanlış belirlenmesi, davanın esasında haklı çıkılsa dahi, hükmün kısmen bozulmasına veya düzeltilerek onanmasına yol açabilmektedir.

Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken HususTam yargı talebi içeren dava dilekçelerinde yasal faizin “dava tarihinden itibaren” istenmesi, Danıştay içtihadıyla uyumlu ve teknik açıdan doğru bir taleptir. İşlemin tesis edildiği veya ilişiğin kesildiği tarihin esas alınması, temyiz aşamasında düzeltmeye konu olabilecek bir usul hatasına yol açabilir.

Danıştay Kararının Somut Olay Üzerinden Değerlendirilmesi

İncelenen Danıştay Onikinci Dairesinin 2024/10 esas ve 2025/5420 karar sayılı kararına konu olayda, İzmir ili Narlıdere İstihkam Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığında uzman erbaş adayı olarak eğitim gören davacı hakkında yapılan arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandığı gerekçesiyle sözleşmesi feshedilmiştir. Davacı, işlemin iptali ile yoksun kaldığı özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle dava açmıştır.

İlk Derece Mahkemesi, davacı hakkında “basit yaralama” suçundan verilen HAGB kararının 3269 sayılı Kanunun 12. maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendinde sayılan katalog suçlar arasında yer almadığını, davacının çeşitli suçlardan yürütülen soruşturmalar sonucunda hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararları bulunduğunu, FETÖ/PDY’ye müzahir bir şirkette sigorta kaydının bulunmasının tek başına anlam ifade etmeyeceğini ve davacı hakkında bu örgütle ilgili herhangi bir soruşturma veya kovuşturma bulunmadığını tespit ederek işlemin iptaline karar vermiştir.

Davalı idarenin istinaf başvurusu, Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiş; davalı idarenin yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına ilişkin hükmün 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 13. maddesindeki harç muafiyetine aykırı olduğu yönündeki iddiası da, anılan muafiyetin idarenin taraf olduğu davalarda yapılan iş ve işlemlere ilişkin olduğu, yargılama giderlerinin ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesi uyarınca aleyhine hüküm kurulan taraftan alınacağı gerekçesiyle kabul görmemiştir. Davalı idarenin temyiz istemi üzerine dosyayı inceleyen Danıştay Onikinci Dairesi, yukarıda açıklanan faiz başlangıç tarihine ilişkin düzeltme dışında, kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulmuş ve düzeltilerek onamıştır.

Temyiz Süreci ve Kararın Düzeltilerek Onanması

Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarına karşı temyiz yolu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 46. maddesinde düzenlenmiş olup temyiz incelemesi sonucunda kararın bozulabilmesi, aynı Kanunun 49. maddesinde sayılan sebeplerden birinin varlığına bağlıdır. Bu sebepler arasında; görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, hukuka aykırı karar verilmesi ve usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması yer almaktadır.

İncelenen kararda Danıştay, temyize konu kararın esasını hukuka uygun bulmakla birlikte, yasal faizin başlangıç tarihine ilişkin hükmü, 49. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında yeniden yargılama gerektirmeyen bir eksiklik olarak nitelendirmiş ve kararı bu kısmıyla düzelterek onamıştır. Bu düzeltme yetkisi, temyiz mercisine, davayı yeniden Bölge İdare Mahkemesine göndermeden, teknik nitelikteki hataları doğrudan gidererek kesin hükme bağlama imkânı tanımaktadır. Kararın kesinleşmesiyle birlikte, 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca dosya, gereğinin yerine getirilmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

HAGB kararı tek başına uzman çavuş olmaya engel midir?

Hayır. HAGB kararının fesih sebebi sayılabilmesi için, karara konu fiilin 3269 sayılı Kanunun 12. maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendinde sayılan katalog suçlardan biri olması gerekir. Katalog dışında kalan bir suçtan verilen HAGB, tek başına fesih gerekçesi olamaz.

FETÖ’ye müzahir bir işyerinde sigortalı çalışmış olmak sözleşme feshine yeterli midir?

Hayır. Yerleşik yargı içtihadına göre bu husus tek başına yeterli görülmemekte; kişi hakkında ayrıca somut bir soruşturma, kovuşturma veya idari tespitin bulunması aranmaktadır.

Uzman erbaş adayı iken feshedilen sözleşmeye karşı dava açılabilir mi?

Evet. Aday statüsünde bulunmak, idari yargı yoluna başvurma hakkını ortadan kaldırmaz. Fesih işlemi, göreve fiilen başlamış personelle aynı usul çerçevesinde dava konusu edilebilir.

Sözleşme feshine karşı kaç gün içinde dava açılmalıdır?

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca, işlemin tebliğinden itibaren altmış gün içinde ilgili İdare Mahkemesinde dava açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.

İptal davasıyla birlikte tazminat da talep edilebilir mi?

Evet. İptal talebiyle birlikte, işlem nedeniyle yoksun kalınan özlük haklarının yasal faiziyle ödenmesine yönelik tam yargı talebi de aynı dilekçede ileri sürülebilir.

Yasal faiz hangi tarihten itibaren işletilir?

Danıştay içtihadına göre yasal faiz, ilişiğin kesildiği tarihten değil, davanın açıldığı tarihten itibaren hesaplanır.

Yürütmenin durdurulması talep etmek zorunlu mudur?

Zorunlu değildir ancak fesih işleminin uygulanmaya devam etmesi telafisi güç zararlara yol açabileceğinden, 2577 sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca bu talebin de dava dilekçesinde yer alması önerilmektedir.

İlk derece mahkemesi kararı istinafta bozulursa ne olur?

Bölge İdare Mahkemesi kararı kesin nitelikte olabileceği gibi, belirli koşullarda Danıştay nezdinde temyiz yoluna da açık olabilir. Somut olayda hangi kanun yolunun açık olduğu, dava konusu edilen tutar ve işlemin niteliğine göre değişmektedir.

CMK 231. maddedeki HAGB kurumunun kaldırılması mevcut davaları nasıl etkiler?

Anayasa Mahkemesinin 10 Temmuz 2025 tarihli, 2024/98 esas ve 2025/149 karar sayılı kararı, CMK’nın 231. maddesinin 5 ilâ 14. fıkralarını 30 Eylül 2026 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldıracaktır. Bu değişikliğin, hâlihazırda verilmiş HAGB kararlarına dayalı idari işlemlere etkisi, somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.

Güvenlik soruşturmasının hangi birimler tarafından yapıldığını öğrenmek mümkün müdür?

7315 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yürütülmektedir. Dava sürecinde bu bilgi ve belgeler, mahkemenin ara kararı üzerine dosyaya sunulabilmektedir.

Sonuç

Uzman çavuş HAGB kararı veya FETÖ/PDY iltisakı iddiası nedeniyle feshedilen sözleşmelerin, her olayda ayrı ayrı ve titizlikle incelenmesi gerekmektedir. İncelenen Danıştay kararı, güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılmasının kendiliğinden yeterli olmadığını, dayanılan her bir unsurun somut ve denetime elverişli olması gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur. Uygulamada en sık yapılan hata, altmış günlük dava açma süresinin kaçırılması ile tam yargı taleplerinde yasal faizin başlangıç tarihinin hatalı belirlenmesidir. Bu nedenle, fesih işlemine karşı hak arama sürecinin, süresi içinde ve teknik ayrıntılar gözetilerek yürütülmesi, hak kaybının önlenmesi bakımından belirleyici önem taşımaktadır.

Kaynak mevzuat: 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu için mevzuat.gov.tr · Anayasa Mahkemesi kararının tam metni için resmigazete.gov.tr

Bu makale, hukuki konularda genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez. Her olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan, dava açma süreleri ve talep içeriği bakımından bir avukata danışılması önerilir.

Av. Feyza Nur Serttaş

 


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir