Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi Personelinin Çalışma İzninin İptali rehabilitasyon merkezi çalışma izni iptali


rehabilitasyon merkezi çalışma izni iptali Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, istihdam ettikleri meslek grupları bakımından diğer özel öğretim kurumlarından ayrılır. Bir merkezde özel eğitim öğretmeninin yanında fizyoterapist, dil ve konuşma terapisti, psikolog, çocuk gelişimi uzmanı, odyolog ve ergoterapist de görev yapabilir. Bu kişilerin çoğu kendilerini sağlık meslek mensubu olarak tanımlar; oysa merkezde yürüttükleri faaliyet bakımından tâbi oldukları rejim, sağlık mevzuatı değil özel öğretim kurumları mevzuatıdır.

Bu ayrımın en somut sonucu çalışma izninde ortaya çıkar. Merkezde göreve başlayabilmek, valilikçe düzenlenmiş bir çalışma iznine bağlıdır ve bu iznin iptali, kişiyi diploma ve meslek unvanı yerinde dururken çalışamaz hâle getirir. İşlemin genel rejimi için ana yazımıza bakılabilir.

Özel Öğretim Kurumlarında Çalışma İzninin İptali ve İptal Davası

Özel Öğretim Kurumlarında Katalog Suçlar Nedeniyle Çalışma İzninin İptali

Özel Öğretim Kurumlarında Katalog Suçlar Nedeniyle Çalışma İzninin İptali

Özel Öğretim Kurumlarında Kovuşturma Bulunması Çalışma İzninin İptali İçin Yeterli midir?

Sürücü Kursu Direksiyon Usta Öğreticisinin Çalışma İzninin İptali

Merkez personeli hangi sıfatla izne tâbidir?

Kanun’un 2. maddesinin (b) bendi, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerini özel öğretim kurumları arasında saymıştır. Aynı maddenin (k) bendi bu merkezleri, özel eğitim gerektiren bireylerin konuşma ve dil gelişim güçlüğü, ses bozuklukları, zihinsel, fiziksel, duyusal, sosyal, duygusal veya davranış problemlerini ortadan kaldırmak yahut etkilerini azaltmak amacıyla faaliyet gösteren kurumlar olarak tanımlamaktadır.

Kanun’un 8. maddesi ise izne tâbi personeli yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğretici olarak belirlemiştir. Merkezde görev yapan terapistler ve uzmanlar, kural olarak uzman öğretici sıfatıyla görevlendirilir ve çalışma izinleri bu sıfatla düzenlenir. Dolayısıyla kişinin mesleki unvanı ne olursa olsun, 5580 sayılı Kanun’un 4. maddesindeki şartlar kendisine uygulanır.

Kapsam bununla da sınırlı değildir. Yönetmeliğin 26. maddesinin yedinci fıkrası, hizmet satın alınması yöntemiyle istihdam edilen personelde de aynı şartların aranacağını öngörmüştür. Bu nedenle merkezde alt işveren aracılığıyla çalışan servis, temizlik ve destek personeli de kapsam dışında değildir.

İptal işlemi hangi hükme dayandırılmaktadır?

İptal, uygulamada Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrası ile Yönetmeliğin 39. maddesinin dördüncü fıkrasının birlikte uygulanmasıyla gerçekleştirilmektedir. Yönetmelik hükmü, kurumda görev yapan personelin Kanun’un 4. maddesindeki şartları taşımadığının sonradan tespit edilmesi hâlinde çalışma izninin iptal edileceğini düzenlemektedir.

Kanun’un çalışma izninin iptaline ilişkin 10. maddesinin ise yalnızca iki defa teftiş raporuyla başarısızlığı tespit edilenleri kapsadığı, diğer iptal hâllerini düzenleyen ikinci fıkrasının Anayasa Mahkemesi’nin 22.05.2013 tarihli ve E. 2013/39, K. 2013/65 sayılı kararıyla iptal edildiği hatırlanmalıdır. Bu durumda, kişinin mesleğini icra etmesini engelleyen bir işlemin kanunî dayanağının yeterli olup olmadığı sorusu, dava dilekçesinde Anayasa’nın 13 ve 48. maddeleri çerçevesinde tartışılmaya elverişlidir.

Merkez personeli bakımından hangi suçlar öne çıkmaktadır?

Merkezlerde çalışanların hizmet verdiği kesim çocuklar ve engelli bireyler olduğundan, denetim ve şikâyet yoğunluğu yüksektir. Bu nedenle işlemlerin önemli bir bölümü, Kanun’un 4. maddesinde katalog suçlar arasında sayılan cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara dayanmaktadır.

Bu suç grubu bakımından madde, yalnızca ceza almamış olmayı değil, hakkında kovuşturma bulunmamasını da şart koşmuştur. Dolayısıyla açılmış bir kamu davası, sonucu beklenmeksizin iptale dayanak yapılabilmektedir. Buna karşılık henüz iddianame düzenlenmemiş, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilme ihtimali süren bir soruşturma bu kapsamda değildir; zira madde soruşturmadan değil kovuşturmadan söz etmektedir. Bu ayrım, savunmanın kurulacağı ilk noktadır ve kovuşturma şartını ele aldığımız yazımızda ayrıntılı biçimde incelenmiştir.

İkinci sırada, merkezlerin Sosyal Güvenlik Kurumu ile olan ödeme ilişkisinden kaynaklanan sahtecilik ve dolandırıcılık iddiaları gelmektedir. Devamsız öğrenci için ders yapılmış gibi gösterildiği yolundaki iddialarla açılan davalar, resmî belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık nitelendirmesiyle katalog kapsamına girmektedir. Bu dosyalarda, kurumun idarî işleyişinden kaynaklanan bir eksikliğin personele isnat edilip edilemeyeceği, işlemin sebep unsuru bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

Şikâyet üzerine yapılan soruşturma iptale yeterli midir?

Yeterli değildir. Veli şikâyeti üzerine başlatılan bir idarî inceleme veya adlî soruşturma, henüz kovuşturma aşamasına ulaşmadığı sürece Kanun’un 4. maddesindeki şartın kaybedildiğini göstermez. İdarenin, henüz doğruluğu ortaya konmamış bir isnadı esas alarak kişinin çalışma iznini iptal etmesi, hem sebep unsuru bakımından hem de masumiyet karinesi bakımından sakattır.

Merkez yönetiminin, şikâyet sonrası kendiliğinden personeli görevden ayırması ise ayrı bir meseledir. Bu, idarî bir işlem değil işverenin fesih iradesidir ve iş mahkemesinde değerlendirilir. Dolayısıyla ortada valilikçe tesis edilmiş bir iptal işlemi bulunup bulunmadığı, dava yolunun belirlenmesinde ilk incelenmesi gereken husustur.

Dava dilekçesinde hangi noktalar öne çıkarılmalıdır?

İlk olarak, isnat edilen suçun katalogda gerçekten yer alıp almadığı ve dosyanın hangi aşamada olduğu belgeleriyle ortaya konmalıdır. Kovuşturma aşamasına geçilmemişse bu husus tek başına iptal sebebidir.

İkinci olarak, işlemin gerekçesi. İptal yazılarının çoğu, hangi karara ve hangi olguya dayanıldığını göstermeksizin yalnızca mevzuat maddesine atıf yapmaktadır. Gerekçesiz işlem, ilgilinin savunma hakkını kullanmasını engellediği için şekil unsuru bakımından sakattır.

Üçüncü olarak, ölçülülük. Yargılaması devam eden bir dosyada, sonucu beklenmeksizin kalıcı bir iptal işlemi tesis edilmesi yerine geçici tedbirlerle yetinilebileceği ileri sürülmelidir. Kanun’un 10. maddesinin son fıkrası, valiliğe geçici görevlendirme ve görevden uzaklaştırma imkânı tanımaktadır.

Son olarak yürütmenin durdurulması. Terapist ve özel eğitim öğretmenliği, kazanılması uzun süren ve alan dışına aktarılması güç bir uzmanlığa dayandığından, iznin iptali telafisi güç bir zarar doğurur. Bu husus soyut ifadelerle geçiştirilmemeli, ilgilinin gelir durumu ve malî yükümlülükleri belgelendirilerek somutlaştırılmalıdır.

Sıkça sorulan sorular

Sağlık meslek mensubuyum, iznimin iptali diplomamı etkiler mi?

Etkilemez. Çalışma izni, belirli bir kurumda görev yapabilmek için verilen idarî izindir; mesleki yeterliliği gösteren diploma ve unvan bundan bağımsızdır. İptal, yalnızca 5580 sayılı Kanun kapsamındaki kurumlarda çalışmayı engeller.

Merkezin ruhsatı iptal edilirse personelin izni de düşer mi?

Kurumun faaliyetinin sona ermesi hâlinde izne konu görev ortadan kalkar. Ancak bu, kişiye bağlı bir nitelik eksikliği doğurmadığından başka bir merkezde yeni izin başvurusu yapılmasına engel değildir.

Kurumumdan ayrılalı altı ay oldu, yeni başvuruda neden güvenlik soruşturması isteniyor?

Yönetmeliğin 39. maddesinin beşinci fıkrası, görevden ayrılış onay tarihinin başvuru tarihi itibarıyla üç ayı geçmesi hâlinde yeniden güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması isteneceğini öngörmektedir.

Başvurum reddedilirse ne yapmalıyım?

Çalışma izni başvurusunun reddi de kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idarî işlemdir. Tebliğden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılabilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukukî danışmanlık niteliği taşımaz. Her dosyanın koşulları farklı olduğundan, dava süresi dolmadan bir avukata başvurulması önerilir.

Av. Feyza Nur Serttaş

 


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir